08.11.2014  (Chitwan -> Gorakhpur)

Kısa ve sıkışık bir yolculuk sonrası sınırdan hemen önce elimizde kalan tüm Nepal rupisini, Hindistan rupisine çeviriyoruz. Belahiya'daki Nepal gümrük ofisinde bir form doldurup, pasaportlarımıza çıkış damgalarımızı bastırıp rotayı Hindistan sınırına çeviriyoruz. Sınır iğne atsan yere düşmez cinsten. Yürüyenler, bisikletler, rikşovlar, tuk-tuklar, arabalar, otobüsler, kamyonlar, inekler, köpekler… Nepal sınırından çıkarken tek bir soru bile sorulmuyor. 10 metre uzağındaki Hindistan sınırında ise havalı birkaç genç asker bizi durdurup “Hayırdır gençler, pasaport var mı, vize var mı?” diyor. Elimizdekileri gösteriyoruz, bizi yaklaşık 50 metre uzaktaki Hindistan gümrük bürosuna yönlendiriyorlar. Formlarımızı doldurduktan sonra pasaportlarımız ve vizelerimiz incelenecek, damgamız vurulacak ve Hindistan’a kabul edileceğiz. Tüm bu prosedür yaklaşık yarım saat kadar sürüyor. Damgamızı vurdurduktan sonra Nepal’e geri dönüp sırt çantalarımızla bizi bekleyen minibüsümüze biniyor ve Hindistan sınırına belgelerimiz tam bir şekide yollanıyoruz. Çantalarımızı arama konusunda kararsızlık yaşayan askerler kaçakçı olmadığımızı öngörüp geç geç yapıyorlar şoförümüze.

Ve tekrar Hindistanda’yız…

Buradan genellikle Gorakhpur, oradan da Varanasiye geçiş rotası çiziliyor. Biz ise alışılmadık rotamız sebebiyle daha önce gördüğümüz için Varanasi'ye gitmeyecek; sınırdan Gorakhpur’a, Gorakhpur’dan da trenle Amritsar’a gitmeyi planlıyoruz. Bizi bekleyen Varanasi dolmuşuna Gorakhpur’da inmek üzere biniyoruz.

 

GORAKHPUR

IMG_0994x

Yol yaklaşık 4 saat sürüyor. Çirkinliği ile dillere destan Gorakhpur'a sonunda ulaşıyoruz. Daha önce internetten rezervasyon yaptığımız otele gitmeden önce tren istasyonuna giderek, Amritsar'a gidecek tren saatlerini öğrenecek, hatta yer varsa hemen atlayıp gideceğiz..  1 Maltalı ve 1 İsrailli ile birlikte istasyonun yolunu tutuyoruz.

Hava karanlık, etraf çöpleri yaktıklarından toz-duman. Çiş kokusunun vardığı nokta anlatılmaz, yaşanır. İstasyonda yüzlerce insan yerlerde, üst üste, alt alta, kaşık pozisyonunda trenlerini bekliyorlar. Hemen bir turist ofisi arayışına giriyoruz, daha önce Varanasi'de deneyimlediğimiz ferah ortamın özlemi ile sırtçantalarımızla bir o yana, bir bu yana beyhude bir telaşe içine giriyoruz. Gorakhpur’da İngilizce konuşabilen neredeyse kimse yok. Ancak asıl sıkıntı dil bilmemeleri değil; yardım etme konusunda isteksiz olmaları. Çoğu insan yardım etmiyor, dahası soru sorduğumuzda da kafalarını çeviriyor. Anlaşılan alışık olduğumuz Hint misafirperverliği ve sıcak kanlılığı pek uğramamış Gorakhpur’a. Bir süre amaçsızca çırpındıktan sonra çantalarımızın ağırlığı bizi uyarıyor. İşimizi gündüz gözüyle ve sırt çantalarımız olmadan halletmenin daha iyi olacağı inancıyla otele gitmeye karar veriyoruz.

Otelimiz istasyona çok yakın, yol 10 dakika sürüyor. Lobide kabalıkta devrim niteliğindeki davranışlara maruz kaldıktan sonra, dört gezgin Gorakhpur’un Hindistan sınırları içinde an itibariyle gördüğümüz en sevimsiz yer olduğuna dair  fikir birliğine varıyoruz. Sosyal mesken benzeri otele eşyaları bırakıp bir şeyler atıştırmak için dışarı çıkıyoruz.

image (4)

Ortam gerçekten kötü, insanlar dostça davranmıyorlar. Sonunda birkaç masayı yerellerin doldurduğu kalabalığımsı bir sokak lokantasında karar kılıyoruz. Çağla'nın iştahı kaçmış, canı bir şey yemek istemiyor. Ortam iştah kapatan cinsten olsa da yemekler lezzetli, tadları yerinde. Çağla dışındakiler karınlarını bir güzel doyuruyor. Tavuklar, sebzeler, lavaşlar, pilavlar… Hatta Cenk tanesi 4 rupi (yaklaşık 16 kuruş) olan “chapati” üzerine chapati siparişi veriyor. Biraz muhabbetten sonra bir internet kafeye gidip, tren biletlerine bakma fikri ortaya çıkıyor.

Haberler bizim için iyi değil, yaklaşık 24 saat sürecek Gorakhpur-Amritsar treni için biletler çoktan tükenmiş bile. Türkiye’de yabancı olduğumuz ancak Hindistan için bir klasik olan “Waitlist (bekleme listesi)”te ancak 9 ve 10’uncu sıradayız. Yani 12 saat içinde bir mucize gerçekleşir ve yataklı vagonda bilet alan 50-60 kişiden 10’u biletlerini iptal ederse trene girebileceğiz. Jaipur, Jodhpur, ve hatta Mumbai; tüm biletlere sırayla bakıyoruz. Ne bileti bulursak gideceğiz, yeter ki Gorakhpur’dan bir an önce kurtulalım kafasındayız. Daha iyi bir pozisyon bulamadığımız için Amritsar trenine bekleme listesinden bilet satın alıyor, iç sıkıntısı ile otele geri dönüyoruz. En iyisi sabah erkenden kalkıp istasyonun yolunu tutmak ve “Reservation against Cancellation (RAC)” denilen son an biletleri de dahil elimizden ne geliyorsa yapıp bir şekilde o trene binmek diye düşünerek erken bir saatte uykuya dalıyoruz.

09.11.2014  Gorakhpur -> Lucknow

Gece bölük pörçük geçen bir uyku sonrası sabah 6 gibi ayaktayız. Çok kararlıyız, bugün bir şekilde, Hindistan sınırlarında herhangi bir yere yollanacağız.

image (2)

İstasyona gidiyoruz ve tüm gişeleri tek tek dolaşıyoruz. İstasyon dün geceki kadar olmasa da kalabalık. Malum bir milyar 250 milyon vatandaş yaşıyor bu topraklarda. Bir önceki gece kapalı gördüğümüz ancak sabah açılacağına dair fısıltılar işittiğimiz turist ofisinin aylardır kapalı olduğunu ve açılmayacağını öğrenmek bizi iyice strese sokuyor.

image

Boynumuz bükük, çaresizce girmek üzere genel gişe sırasına yaklaşıyoruz. Hindistan'da sıraya girmek demek aslında sıraya girmemek demek! Normalde uzayıp gitmesi gereken sıra, burada çembersel bir alan içinde gene kaşık pozisyonuyla yakınlaşılan, gişeye yaklaşmayı başarabilenin kazandığı bir küme olarak düşünülebilir. Gişe memurları İngilizce bilmiyor, kaşık baskısı arttıkça artıyor derken nispeten sakin bulduğumuz her vezneyi deniyoruz. Söylediğimiz tek şey şu "Amritsar, Amritsar!!" Gel gelelim konuşmaya çalıştığımız her gişe bizi geçiştirip bir diğer gişeye postalamaktan bıkmıyor. Sonunda tuttuğunun altın olmasını dilediğimiz biri bize istasyondan yaklaşık 500 metre ötedeki bilet rezervasyon merkezinden bahsediyor. Bir gidiyoruz bulamıyoruz, bir başka yöne gidiyoruz, dönüyoruz, yine kandırıldık yok böyle bir yer derken her nasılsa buluyor ve ümitle yeni sıra kümemizdeki yerimizi alıyoruz! Rezervasyon merkezinde yaşadığımız birkaç saatlik aydınlanma sonunda öğrenebildiklerimiz; biletimiz büyük ihtimalle bekleme listesinden çıkamayacak, ancak çıkmasa bile biz istasyonda trenin gelmesini bekleyeceğiz, trendeki yerlerden sorumlu TT denilen kondüktörleri bulacağız, onlar bize gelmeyenlerin yerini gösterecek ve biz 24 saat sürecek Amritsar yolculuğuna çıkmış olacağız!

Hemen otele gidip eşyalarımızı alıyor, tekrar istasyona dönüyoruz. Tren istasyonunu girişinde, taşan tuvaletlere teslim olan kaldırımda misvak satan kadın ve çocuklarının köpek yavrularını beslemesini bir süre izleyip trene bineceğimiz platforma gidiyoruz.

image (3)

Buraya trene bineceklerin isimlerinin yazılı olduğu kağıtlar asmışlar. İsmimizi bulamasak da  rezervasyon merkezindeki görevlinin dediği şeylerden sonra eminiz ki bir şekilde o trende yerimizi alacağız.

image (1)

Yaklaşık 2-3 saatlik bir bekleyişten sonra nihayet Amritsar trenimiz perona yanaşıyor! Hemen görevli TT'yi bulup, internetten rezervasyonumuzun çıktısını aldığımız kağıtları gösteriyoruz. Görevli bir Gorakhpur klasiği olarak kaba davransa da kağıdın üstüne bir takım numaralar yazıyor ve buraya gidebilirsiniz diye eliyle trenin bir bölümünü göstererek bizi yönlendiriyor.

Kan ter içinde yazdığı numarayı aramaya koyuluyoruz. Sırt çantalarımızla bir o yana, bir bu yana koşturuyoruz. Tren tren değil Çin Seddi mübarek. Sonradan anlıyoruz ki TT eliyle bizi yanlış yere yönlendirmiş. Sonra görevli bizi tekrar görüyor ve kağıtlarımıza tekrar bakmak istiyor. Birden kafasını sallıyor "yok gidemezsiniz" manasına gelen bir şeyler dediğini anlıyoruz. Arkasından takip ederek, durumumuzu anlatmaya çalışıyoruz. Bekleme listesinden adımız çıkmasa da kendisinin bize yer gösterebileceğinin söylendiğini haykırıyoruz, ama nafile. Çevremizi insanlar sarıyor, her kafadan bir ses çıkıyor. Gorakhpur halkından beklemediğimiz desteğe daha fazla dayanamayan TT, anca şuraya binerler diye “sleeper” sınıfından bir vagon gösteriyor, sevinçle kabul ediyoruz. Arkamızda dev sırt çantalarımız, önümüzde bir kaç beden küçükleri, ellerimizde mat ve kitaplarımızın olduğu bir başka çantayla dev kütlemizi sleeper sınıfından içeri sokmaya çalışıyoruz.

Sleeper sınıfı 3 katlı demir ranzalar ile düzenlenmiş, çarşaf ve battaniye olmadan kalınan, klimasız, genelde kalabalığı ve kaotikliği ile ile ünlü tatlı bir sınıf. En kötü sınıf değil tabi ki; kötünün iyisi denilebilir. Sleeper sınıfının iki tip yolcusu var. Birincisi yataklı bilet satın alan ve kendisine ait yatağı olanlar; ikincisi bileti daha alt sınıflardan olan ya da bileti olmayan ve sleeper sınıfının boş kalan santimetre karelerini yatay ya da dikey dolduranlar. Tüm sleeper vagonları zaten ağzına kadar insan dolu!! Vagonun kapısından ancak Çağla'nın kafası giriyor, Cenk sırtçantasından ittire ittire Çağla’yı trene sokmaya çalışıyor ama nafile! Bizi gören şaşkın Hintliler 4 ayak sokabileceğimiz kadar alanı bize hibe etseler de 24 saat sürecek bir yolculuğu bu şekilde yapamayacağımızın farkındayız. Sonunda TT’nin pasif agresif tarzıyla bizi trene sokmayacağını idrak edip, hayalkırıklığı ve öfkeyle sıkışmış uzuvlarımızı zor bela trenden çıkartmayı başarıyoruz!

Tren usul usul istasyondan ayrılırken boncuk boncuk terimize Çağla’nın gözyaşları karışıyor. Malum, sinirlerimiz çok bozuk. 45 dakikadır yaşadıklarımız geride terden sırılsıklam bir beden, ağlamaktan şiş gözler ve şimdi ne yapacağiz stresi ile dolu bir ruhsal durum bırakıyor. Pılımızı pırtımızı toplayıp gene rezervasyon merkezinde alıyoruz soluğu. İngilizce bilmeyen görevliyle anlaşabildiğimiz kadarıyla  bugün gidebileceğimiz her yeri soruyoruz, ama yok! Bugün Gorakhpur’dan Hindistan’ın herhangi bir şehrine herhangi bir sınıfta tren bileti yok! Dahası yarın ve öbür gün için de biletler tükenmiş durumda! Tamamen kapana kısılmışlık hissi, günlerden pazar olması sebebiyle görevlinin saat 14.00'te gişeyi kapatmasıyla doruk noktasına ulaşıyor. Trenden ümidimizi tamamen kesip, otobüse hatta uçağa yönleniyoruz. Gorakhpur o an için o kadar katastrofik geliyor ki ne yapıp edip bu şehirden çıkmak zorundayız gibi hissediyoruz.

Videodan screenshotx

Bir tuk-tuka atlayıp otobüs terminaline gitmek istediğimizi söylüyoruz. 10 dakika sonra terminalde gidebileceğimiz şehirlere bakınmaya başlıyoruz. Yaklaşık 6 saat kadar süreceğini öğrendiğimiz Lucknow kötü bir tercih gibi gelmiyor ve 5 dakika içinde kendimizi otobüste buluyoruz. Hemen Lucknow'dan Amritsar'a giden trenlere bakıyoruz, ancak korktuğumuz başımıza geliyor; burada da bekleme listesindeyiz! Biz de ani bir plan değişikliği ile Amritsar’a değil tren bileti bulabildiğimiz Jaipur'a giderek, Rajastan'a önceden başlamaya karar veriyoruz. Bu ne yazık ki, çok görmek istediğimiz  Amritsar'a bundan sonra büyük ihtimalle gidemeyeceğimiz anlamına geliyor.