Varanasi

VARANASİ

DSCF1496x

15.10.2014  (Khajuraho -> Varanasi)

Sabah 8 olmadan tekerlekler dönmeye başlıyor. Arabayla çok antika yollardan geçtiğimiz için Hindistan kırsalını derin derin gözlemleme fırsatı buluyoruz. Yaklaşık 8 saattir yolda olan biz hiç mola vermedik ve hiçbir şey yemedik. Şoförümüz geçtiğimiz köylerde durmama konusunda kararlı görünüyor. Neden diye sorunca da etrafımıza çocukların ve köylülerin üşüşeceğini; bizi rahatsız edeceklerini söylüyor. Biz rahatsız olmayacağımız konusunda diretsek de, Bable, Varanasi'ye hava kararmadan varmak istediğini söyleyerek bize kulak asmıyor.

DSCF1464x

Zaten yollarda bir tane bile tesis görmüyoruz. Hani Türkiyemizde her iki benzinlikten birinde olan o ızgaracılar, çorbacılar, tabldotçular ve marketler bize normal gelir ya, meğer bir nimetmiş. Benzincilerin su bile satmadığı, etrafta bir tane bile marketin gözümüze çarpmadığı, sıkışırsanız yol kenarına tuvaletinizi yapmak zorunda olduğunuz bir coğrafyadan bahsediyoruz. Hayır biz idare ediyoruz da zombi şoförümüz Bable saatlerdir bir yudum su içmeden, bir lokma yemek yemeden bu ömür törpüsü yollarda nasıl araba kullanıyor hayret ediyoruz. Allahtan yanımızda biraz bisküvi ve çikolata almışız, onlarla geçiştiriyor; zor da olsa şoförümüze ikramımızı kabul ettiriyoruz.

Yolda kutsal sayılan Ganj, Yamuna ve Saraswati nehirlerinin birleştiği Allahabad'dan da geçiyoruz. Burası 12 yılda 1 yapılan Kumbla Mela bayramının kutlandığı yer. Aslında mola vermek için güzel bir şehir ancak şoförümüz bu sefer de durmaya zamanımız olmadığını söyleyerek bizi geçiştiriyor. Onun ve kendi can güvenliğimizden endişe ettiğimizi söyleyip beş dakika mola verdirtiyor, birer gazoz içiyoruz. Yol her zamanki gibi çok kötü. Akşam 5 gibi hava kararıyor ve Hindistan'ın gidiş-dönüş tek şeritli yolları hava kararınca daha da karmaşık görünüyor. Bir süre sonra kalabalık artınca Varanasi'de olduğumuzu da anlıyoruz. 

IMG_8124x

Varanasi ya da eski ismiyle Benares, Varuna ve Assi nehirleri arasındaki şehir anlamına gelen çok eski bir yerleşim yeri. Ganj nehrinin, ki Hindular buraya Ganga/Ganga Ana diyorlar, kenarında konuşlanmış bu kent Hindular için kutsal kabul ediliyor. Her gün yüzlerce Hindu bu kutsal nehirde yıkanarak günahlarından arındıklarını düşünüyor. Burayı ilginç kılan bir başka özellik de Hinduların bu kutsal bölgede öldükleri ve küllerinin Ganj nehrine atıldığı takdirde reenkarnasyon döngüsünden kurtularak direkt cennete gidecekleri yönünde inançları. Bu sebeble buraya ölmek için gelen ve ölümü bekleyen yaşlı Hindular da var.

Kendimizi zor da olsa bulabildiğimiz ilk otoparka atıyoruz. Birden çevremizi 5-6 adam sarıyor. Kalacağımız pansiyonu beğenmiyorlar, çok daha iyisini hem de ucuzunu gösterebileceklerini söylüyorlar. Bunun bir Hindistan klasiği olduğunu çoktan öğrendiğimiz için oralı olmuyoruz. Adamlar cevval bir şekilde kalacağımız yeri bize göstermek üzere onları takip etmemizi istiyorlar. Ücret konusunda pek çoğunun yaptığı gibi gönlünden ne koparsa (“No problem, you happy, me happy”) tarzında geçiştirici cevaplar verip canımızı sıksalar da Varanasi’nin kaotik ortamında başka çare yok, adamların peşine düşüyoruz.

IMG_8132x

Hava çok karanlık ve neredeyse hiç ışık yok, sırt çantalarımızla dünyanın en labirentli yollarında ilerlemeye başlıyoruz. Her ne kadar günlerdir Hindistan'da olsak da Varanasi bir başka geliyor. Cenk'in elinde Google Maps, bir yandan adamların götürdüğü yolu takipte. Anlıyoruz ki adamlar yolu uzatma peşinde, adamları zar zor durdurup haritamız olduğunu söylüyor ve aklımızca göz dağı veriyoruz. Çıkışımız işe yarıyor ve her nasılsa pat diye pansiyona geliveriyoruz.

Pansiyona giriş çok pis, at hırsızı kılıklı bir abi gelip boş oda kalmadığını başka bir pansiyona geçebileceğimizi söylüyor. Önce bizi götüreceği pansiyonu internetten göstermesini istiyoruz. Neyse ki daha önce baktığımız ve çok da fena bulmadığımız bir pansiyonu gösteriyor. Tabii ki çaktırmıyoruz, rezervasyonumuz olduğu halde odamızı başkasına verdikleri için indirim talep ediyoruz, %50'lilerde başlayan pazarlık %20 indirimle son buluyor. Abiyi de fazla sıkmadan yavaştan yeni pansiyonumuzun yolunu tutuyoruz.

Yeni pansiyonumuz dört katlı eski bir Varanasi evi. Katların ortasındaki avluyu her katta demir ızgaralarla kapatmışlar. Alt katlardan kafamızı kaldırdığımızda bu ızgaralardan her katı görebiliyoruz. Bizdeki kanalizasyon kapaklarına benzeyen bu ızgaraların üzerinde yürüyen insanlar, duran eşyalar, ve hatta üçüncü katın ızgarasında uzanan köpek dikkatimizden kaçmıyor. Pansiyonun hapis köpeğinin arada çılgınlar gibi havlaması insanı biraz ürkütse de ızgaraya bağlı olduğunu bilmek rahatlatıyor.

En son kattaki odamıza biz ve sırt çantalarımız adeta tırmanıyoruz. Çantaları bırakıp hemen çok merak ettiğimiz labirent sokaklara atıyoruz kendimizi. İlk izlenimimiz burasının şu ana kadar gördüğümüz hiçbir yere benzemediği yönünde.

IMG_8134x

Çok dar sokaklar, bu sokaklardan geçmeye çalışan insanlar, motorlar, inekler, keçiler. Sokak aralarındaki irili ufaklı Hindu tapınakları önünde dua eden insanlar. Bu labirentin kenarlarında içinde sadece oturarak durulabilen mini mini dükkanlar, aralarda açık pisuvarlı tuvaletler ve gelen kesif kokular.

IMG_8135x

Üstüne basıp kaymak suretiyle nasibimizi aldığımız inek kakalarını da unutmamak gerekir ki Hintliler bunun şans getirdiğine inanıyor. Zaten bizce Hindistan tarih, kültür, farklılık olduğu kadar çöp, çiş, kaka ve koku demek. Varanasi de bunun en güzel örneklerinden. 

IMG_0364x

Aç olduğumuz halde, oturup yemek yemek içimizden gelmiyor. Minik bir bakkaldan bisküvi ve cips alıp otelin yolunu tutuyoruz tutmasını ama oteli bir türlü bulamıyoruz. Çağla kaybolmaya alışık olsa da Cenk tam bir özgüven yıkılması yaşıyor. O çok güvendiği uzaysal algısının yanı sıra telefonundaki haritalar Varanasi’de çalışmıyor. Daha da acısı pansiyonun adını bile bilmiyoruz. Maceralı bir 15 dakika sonra ilk gittiğimiz pansiyonun sahibinin yardımıyla kaldığımız yeri bulabiliyoruz. Artık uyumaya hazırız.

16.10.2014  (Varanasi)

Sabahın ilk ışıklarıyla kalacağımız başka bir yer aramaya koyuluyoruz. Pansiyon internette göründüğü gibi değil ve daha kötüsü su bir gelip bir gidiyor. Cenk, Çağla’nın internette yer yok gözüktüğü için rezervasyon yapamadığı ve içimizde kalan pansiyona bakmamızı öneriyor. Her konaklama tesisinin internete açmadığı ve kapıdan gelecek konuklara sakladığı birkaç boş yeri olduğuna inanan Cenk ümitli olsa da Çağla’nın hiç ümidi yok doğrusu. Gece kaybolan biz tırsa tırsa aradığımız pansiyonu zor da olsa buluyoruz, ve bingoo! Tüm kalışımız boyunca aynı odada kalamayacak olsak da adamlar ellerinde farklı günlerde farklı odalarının olduğunu söyleyerek manzaralı mı manzarasız mı oda istediğimizi soruyor. Bu bize ders oluyor, internetten rezervasyon yaptığımız sitede yer yok gibi gözükse de aslında yer olabileceğini artık biliyoruz. 

DSCF1536x

Yeni hostelimiz çok merkezi bir konumda, Ganj nehrinin hemen kıyısında, çok temiz, sevimli ve çalışanları Hindistan standartlarına göre oldukça düzgün. Hemen yerleşip, Varanasi şehir turuna çıkmaya ve yaklaşık 10 km uzaklıktaki Sarnath'a gitmeyi planlıyoruz. Aslında bir an önce merak ettiğimiz ghatlarda (Ganj'ın kıyısındaki merdivenler) gezinmek istiyor olsak da bugün arabayla son günümüz. Sonradan ulaşım için tekrar para vermemek için aracımıza atlıyor ve turumuza başlıyoruz.

İlk olarak tanrıça Durga’ya adanan ve 18.yüzyılda inşa edilen kızıl Durga Tapınağı’nı, sonrasında ise 2006’da radikal İslamcı militanlar tarafından düzenlenen ve pek çok insanın hayatını kaybettiği bombalı saldırı sonrası yoğun güvenlik önlemleri altında giriş yapabildiğimiz, maymun yüzlü tanrıları olan Hanuman’a adanan Sankat Mochan Tapınağı’nı ziyaret ediyoruz.

Üçüncü durağımız Banaras Hindu Üniversitesi. 1914’te Madan Mohan Malviya tarafından kurulan üniversite Hindistan ve Asya’nın en eski ve büyük üniversitelerinden birisi.

Efsaneye göre üniversitenin kurucusu olan Hindistanlı aydın Malviya Varanasi’de bir üniversite kurmak istediğini açıklar. O dönemde Varanasi’ye hakim olan kral Kashi Naresh, kendisine günbatımından gündoğumuna kadar yürüyebileceği bir alan içinde kalan toprakları üniversiteyi kurmak için vereceğini vaad ederler. Malviya tüm gece boyunca 5.3km‘lik bir alanı çevreleyen yürüyüşünü tamamlar ve üniversitenin ilk tohumları atılmış olur.

Onlarca ülkeden yabancı öğrencilerin de eğitim gördüğü üniversitenin içinde bir de Hindu tapınağı var. Malviya tarafından ulusal uyanışı temsilen inşa ettirilen Yeni Sri Viswanath Tapınağı, tüm din ve kastlardan insanların rahatlıkla girip ibadet etmelerine izin verilen bir tapınak.

Şehirdeki turumuzun ardından Sarnath’a doğru yola çıkıyoruz. Budizmin doğduğu yer olarak bilinen Sarnath’a gelen Budistler hacca gelmiş sayılıyor. Biz de Buda'nın ilk vaazını verdiği “stupa”yı ziyaret ediyoruz. Aslında buraya daha çok kalıntı diyebiliriz, zira 12.yüzyılın sonunda bulunduğumuz toprakları işgal eden Müslüman Türkler tüm tapınakları yıkmışlar. Bu kalıntıda yer alan dev Dhamekh Stupa’sının gölgesine oturmuş onlarca insan bağdaş kurmuş ibadetlerini yapıyorlar. Bunun dışında; Sri Lanka, Japonya, Tibet, Tayland  ve Çin'in de Budist tapınaklarının yer aldığı bölgede bir de Malezya’ya ait Budist tapınağının inşaatı sürüyor.

DSCF1634x

Saat 18.00'e geliyor ve artık Varanasi'ye dönmeye hazırız. Yaklaşık yarım saat sonra Ganj'ın kıyısında her gün genç Brahmin rahipler tarafından yapılan "Ganga Aarti" başlamak üzere. Ortalık ana baba günü, biz de seremoniyi daha iyi izlemek için bir kayıkta yer buluyoruz kendimize. 7 Brahmin, yüzleri Ganj'a dönük olarak, Hindu ilahileri eşliğinde ellerindeki mum ve sandal ağacı yağı içeren kandillerle gösteriye başlıyorlar.

DSCF1069x

Kimi zaman daha büyük mumlarla, kimi zaman pozisyon değiştirerek bu toplu ibadeti yaklaşık bir buçuk saat içinde tamamlıyorlar. Hinduların tanrılarına şükranlarını sunduğu, oldukça etkileyici bu seromoniden sonra biz de çiçeklerle süslenmiş dilek mumlarımızı kutsal nehre bırakıyoruz.

IMG_8266

Tören sonrası bir yere oturup meşhur “thali”lerinden söylüyoruz. Genelde gümüş bir tepside gelen pilav ve yanında meşhur baharatlarıyla tadlandırılmış 3-4 çeşit yemek ve elbette ünlü ekmekleri “naan”. Çağla’nın favorisi elbette sarımsaklı olanından 😉 Cenk de bizim beyaz peynirimiz gibi milli peynirleri olan “paneer” ile hazırlanan yemekleri seçiyor kendisine, favorisi olarak. Rehavet bastırıyor, uyumak üzere otele dönüyoruz.

17.10.2014  (Varanasi)

DSCF2365x

 Sabah erkenden kalkıp, fotoğraf makinelerimizi kaptığımız gibi Ganj'da alıyoruz soluğu. Bugün planımız, enerjimizin son kırıntısına kadar ghat denilen ve Ganj nehrine açılan kutsal merdivenleri gezmek… O kadar renkli görüntüler var ki, bir ghat’tan diğerine sürükleniyoruz saatlerce. Çektiğimiz yüzlerce fotoğraf az geliyor yaşananları anlatmaya.

DSCF2277x       

Ganj'ın kıyısında yaklaşık 80 tane ghat bulunuyor. Hepsinin ayrı bir tarihi, öyküsü ve işlevi var.

DSCF1899x

Mesela ölülerin yakıldığı ghat’lar oldukça ilginç. Nehir boyunca 2 ayrı bölgede bu işlem 24 saat boyunca uygulanıyor. Burada turistlerin fotoğraf çekmesi hoş karşılanmıyor. Kendini buranın koruyucusu addetmiş kişiler tarafından önce sert bir şekilde uyarılıyor, şüphelenirlerse de fotoğraf makinenize el koyulup, kontrol ediliyor. Biz henüz ghat’lara yürürken bu konuda bizi uyaran yabancılar oluyor, bu sebeble hazırlıklıyız. 

DSCF1738x

Hindular Varanasi gibi kutsal bir kentte, Ganj nehrinin kıyısında yakılmanın büyük bir şans olduğuna inanıyorlar. Ölen kişinin vücudu önce tereyağ ile iyice sıvazlanıyor. Daha sonra süslü kumaş ve çiçeklerle sarılıyorlar. Evde birkaç saat bekletildikten sonra kutsal nehre getiriliyor ve son bir kez Ganj Nehri’ne sokularak sembolik olarak yıkanıyorlar. Ganj Nehri’nin yanında devam eden seremoniye ölen kişinin erkek olmayan yakınları katılamıyor. Sebebini sorduğumuzda ise kadınların duygusal oldukları ve daha sık ağladıkları, bu nedenle kremasyon esnasında bulunmalarının uygun olmadığı söyleniyor. Hindu dininde kremasyon esnasında ağlamanın, ölen kişinin reenkarnasyondan kurtulmasını; yani ebediyen cennete girişini engelleyeceğine inanılıyor. Bir başka sebep ise geçmiş zamanda eşleri ölen kadınların sosyal olarak vasıflarını yitirdikleri için, yakılan eşlerinin ateşine kendilerini atma geleneklerini engellemekmiş. Artık ölen eşin karısı kendisi mi atlardı, yoksa üzerinde öylesine bir sosyal baskı vardı ki atlamaktan başka çaresi yok muydu orası bilinmez ama neyse ki günümüzde bu eylemi gerçekleştiren kişi kalmamış. En azından Hintliler öyle diyor.

DSCF1788x

Tutuşmasını kolaylaştırmak için öncesinde yağlanan beden, yaklaşık 350kg.’lık bir odun kümesinin ortasına yerleştiriliyor. Ortalama bir insan bedeninin yanması için gereken 350kg odunu fakir insanlar karşılayamadıkları için gönüllülerden odun parası toplanıyor. Kremasyon (ceset yakma) alannda yabancılara süreci anlatan rehberler de sizden alacakları paraları ihtiyaç sahiplerine odun alımı için bağışlayacakalarını söyleyerek ücretlerini arttırma derdinde. Artık günahları boyunlarına. 

Kremasyon işlemi sırasında kötü kokuyu engellemek ve yakımı kolaylaştırmak için bedenin üzerine sandal ağacı tozu ve yağ dökülüyor. Ölen kişinin oğlu saçlarını kazıtarak, beyaz kıyafetler giyiyor. Yakma işlemi sırasında o da Ganj'a girerek yıkanıyor ve ilk ateşi o başlatıyor. Gün içinde yakılan tüm insanların külleri, geriye kalan altın diş, küpe, mücevher gibi kıymetli şeylerin ayıklanması için bir köşeye yığılıyor. Kast sisteminin en altında yer alan “dokunulmazlar”ın yürüttüğü yakma işleminin onlara dolaylı getirisi de işte bu olası kıymetli eşyalar. Gün sonunda biriktirdikleri külleri elekler ile Ganj Nehri’nde yıkıyorlar. Buldukları kıymetli eşyalar cebe; küller Ganj’a karışıyor.

DSCF2111x

Günahsız olduğuna inanılan, farklı kaynaklara göre 2 ila 10 yaşından küçük çocuklar, yine günahsız bebekler taşıyan hamileler, günahlarından arınmak için dünyevi hazlardan elini eteğini çeken bizdeki meczuplara benzeyen sadular ve din adamları, bir şekilde günahlarının affedildiğine inanılan cüzzam ve çiçek hastalığına yakalanan kimseler ile yılan sokması sonucu ölenler yakılmadan ağır taşlar ile paketlenip Ganj gibi kutsal nehirlere batırılıyor, nadiren de gömülüyorlar.

Bir de ruhlarının dinlenmesi ve reenkarnasyonu atlayarak cennete gitmesi mümkün olmayan kişiler, ki intihar edenler ya da katledilenler bu sınıfta, yakılmıyor. Bu kişilerin gömülmesinde ya da nehire batırılmalarında bir sakınca görülmüyor. Sebep ise nasıl olsa tekrar reenkarnasyona girecek olmaları.

DSCF1907x

“Ghat”larda daha çok banyo yapan ya da  çamaşır yıkayanlara rastlıyoruz. Tam yanlarında bufalo dedikleri mandamsi bir hayvan sürüsü de keyifle onlara eşlik ediyor.

DSCF1929x

Uçurtma uçuran çocuklar, balık tutan gençler, fotoğraf çektirmek için para isteyen sahte sadular, dilenciler, falcılar, inekler, keçiler, ve tabii ki haylazlık peşinde maymunlar bizi her an şaşırtmayı başarıyorlar.

DSCF2039x

Bizim en çok etkilendiğimiz olaylardan biri Hinduların hayvanlarla bu kadar içiçe yaşamaları oluyor.

DSCF1377x

O kadar saygı duyuyorlar ki, onlarla yatıyor, kalkıyor, banyo yapıyor, dua ediyorlar. Yalnızca kutsal addettikleri ineklerden bahsetmiyoruz, hiçbir hayvana zarar vermemeye çalışıyor ve onlara saygıyla davranıyorlar.

DSCF1439x

Bir de konuştuğumuz ne kadar Varanasi’li varsa inanılmaz çok seviyor ve sahip çıkıyorlar yaşadıkları şehre. Varanasi'nin Hinduizm'de çok önemli bir yeri olmasının yanı sıra havasını, suyunu, insanını anlata anlata bitiremiyorlar. Dinlerine oldukça bağlılar; humanistik, merhamet ve sevgi dolu bir din olmasıyla gururlanıyorlar.  

DSCF1984x

Ne diye yemek için hayvan öldürecekmişiz diye vejeteryanlıklarını açıklıyorlar naifçe. Her ne kadar çok tanrılı dinler arasında yer alsa da Hinduizm; konuştuğumuz bir çok Hintli aslında milyonlarca tanrılarının tek bir tanrının reeenkarnasyonu olduğunu, yani aslında tek tanrıya inandıklarını söylüyor.

DSCF2428x

Yani Hinduizm’i de tek tanrılı bir din gibi algılamak artık mantığımıza ters düşmüyor. Yoruluyor ve acıkıyoruz. Hint mutfağından seçtiğimiz yemeklerimizi yedikten sonra otelimize dönüyoruz. Yarın sabah erkenden kalkıp güneşi Ganj’ın üzerinde doğuracağız.

18.10 2014  (Varanasi)

DSCF1342x

Sabah 5 gibi kalkıp, güneşin doğuşunu ve hacıların ibadetlerini seyretmek üzere Ganj'a gidiyoruz. Bir tekne kiralayıp insanları seyre dalıyoruz. Kadınlar rengarenk “sari”leri içinde, erkekler ise beyaz kıyafetleriyle kutsal nehirlerine dalıp dalıp çıkıyorlar. Yüzlerce Hindu hacının ibadetlerine tanıklık etmek çok farklı bir deneyim.

DSCF2288x

Herkes o kadar kendi halinde ibadetini yerine getirme derdinde ki, yanlarından geçen kocaman turist kayıkları ya hiç ilgilerini çekmiyor, ya da zaten umurlarında bile değil. Özellikle Ganga Ana'da yıkananların, O'na adak sunanların, ya da koynunda tatlı tatlı uyuyanların fotoğraflarını çekmek ise bize düşüyor.

DSCF2293x

Bir ara kıyıya gidip meşhur “chai”lerinden içerek manzarayı sindirmeye çalışıyoruz. Bu arada bizim için siyah çay ne ise Hintliler için de “chai” o.  Süt ile demledikleri çaylarını “masala” ile tatlandırıp içiyorlar. Çayımızı içip, kayığımızla ibadet eden insanları izlemeye kaldığımız yerden devam ediyoruz.

DSCF1612x

Bugünkü bir başka planımız da eski şehri gezmek. Labirent sokakları, sabah akşam farketmiyor, hep çok kalabalık ve renkli. Özellikle çocuklar çok tatlılar. Burada küçük çocukların gözlerine sürme çekerek, büyüdüklerinde güzel gözlere sahip olacaklarına dair bir inanç olduğundan kimi zaman bebeklerde sürmeli gözlere rastlıyoruz.

DSCF1957

Labirent sokaklarda özellikle Shiva’ya adanan Kashi Vishwanath Tapınağı, nam-ı diğer Altın Tapınak önünde nöbet tutan şehir polislerine karışan ayakları çıplak yoğun bir kalabalık sözkonusu. Hindu olmayanların içine giremedikleri tapınağı çevreleyen sokaklara bile girmek yoğun kontrol altında yapılıyor. Bu sokaklara girmeden önce tüm eşyalarınızı kapalı bir dolaba kapatmanız gerekiyor. Hindular böyle kıymetli dini yerlere yapılacak olası bir terörist saldırıdan çok korkuyorlar. Özellikle Pakistanlıların daha önce düzenledikleri bombalı saldırılardan sonra giriş çıkışlar kontrollü yapılıyor, sıkı güvenlik önlemleri de cabası.

DSCF2549

Biz de eşyalarımızı yakındaki çiçekçilerden birinin kiraladığı dolaplara kilitleyip, ciddi bir şekilde üst araması sonrası Altın Tapınak'ı çevreleyen sokaklardan birine girmeyi başarıyoruz. rehberimizin bizi durdurduğu bir noktadan, uzaktan da olsa bu güzel yapının altın kubbesini görme fırsatı buluyoruz. Tabi ki fotoğraf çekmek yasak.

Orta Asya’dan Hindistan’a gelerek Delhi Türk Sultanlığı’nı kuran Kutbiddin Aybek (Qutbu l-Din Aibak); 1194’te Varanasi’yi ele geçirdiğinde Hinduların kutsal Altın Tapınağı’nı yerle bir etmiş. Daha sonra  tekrar inşa edilen tapınağı 1400’lü yıllarda dönemin Hint İslam İmparatorları Hüseyin Şah ve Sikandar Lodi tekrar yıkmış. 1585’te tekrar yapılan tapınağı da son kez bir Türk-Moğol devleti olan Babür İmparatorluğunun şahlarından Evrengzib yıkıyor ve yerine Gyanvapi Cami’sini inşa ediyor.

Hint asıllı olan Maratha İmparatorluğu’nun liderlerinden Malhar Rao Holkar, Varanasi’yi ele geçirdikten sonra Gyanvapi Camisi’ni yıkıp yerine daha önce 3 kez yıkılan Altın Tapınak’ı inşa etmeyi planlıyor. Ancak Daha önce bölgeyi ele geçiren Türk-Moğol İslam imparatorluklarından farklı davranarak mensubu olmadığı bir dinin ibadethanesini, ki onlar kendi ibadethanesini üç kez yıktığı halde, yıkmayarak büyük olgunluk gösteriyor. Orijinal Altın Tapınak’ın yerine inşa edilen camiye dokunmadan yan tarafına Altın Tapınak’ı tekrar inşa ediyor. Hinduların barşçıl insanlar olduğuna  dair tarihten bir örneğe daha şahit olmak, bizi çok etkiliyor. 

Hava sıcak ve susatıcı. Hemen yakınında Varanasi'nin meşhur “lassi”cisi Blue Lassi'ye giriyoruz. "Lassi" bizim ayrana benzeyen sütlü mayalı bir içecek. Onlarca seçenekten zor da olsa çikolatalı ve muzlu “lassi”lerimizi afiyetle içiyoruz. Burada süt ürünleri bilmem ne kadar hijyenik ama o kadar lezzetli ki anlatamayız. Duvardaki onlarca hatıra notuna kendimizinkini de bırakarak gene düşüyoruz daracık yollara..

DSCF2566

İlgimizi çeken kumaşçılara bakınıyoruz, Çağla "sari" deniyor, rengarenk ve çok güzeller. "Sari"de herhangi bir düğme, çıtçıt ya da fermuar yok. Tamamen kumaşı vücutlarına sararak o formu veriyorlar. Çok pahalıları ve işlemelileri satmaya çalışıyor adam, ama ne onu alacak bütçe ne de sırtçantalarımızda taşıyacak yer var. Biz de küçük bir şal alarak hem kendimizi hem de adamı memnun etmeye çalışıyoruz.

DSCF1766

Bir başka ilgi çekici yer de bitkisel yağlar, baharatlar, ayurvedik ürünler satan bir dükkan oluyor. Bu arada tüm dükkanlara ayakkabılar çıkartılarak giriliyor. Aşağıdaki abi ayak aromasıyla tatlandırdığı baharatlarını bize tanıtırken..

DSCF1857x

Orada da tek kullanımlık çamurdan kapta ikram edilen masala’lı çaylarımızı içip, ki Çağla neme lazım birimizin uyanık kalması gerekebilir diye paranoyak davranıp çok azını içiyor, güzel kokulu sandal ağacı ve çimen yağlarımızı alıyoruz. Son Ganga Aarti’mizi izlemek üzere kendimizi Ganj'ın kıyısına atıyoruz.

DSCF2243x

Bir gün daha bitiyor, çok yorgun ama mutluyuz. Yemeğimizi Lonely Planet'ta tavsiye edilen meşhur Brown Bread Factory'de yiyoruz. Hemen karşısında orijinal olanın daha önce hizmet verdiği ancak daha sonra eski yerli ortakları tarafından aynı isimle sahtesi açılan ikinci dükkan var. Sahte olanın telefon numarası farklı (sonu 23 ile bitmiyor) ve giriş kattaki vitrinde ekmekler var. Sahte olanın girişindeki elemanlara sorarsanız Varanasi'de 10 tane Brown Bread Factory var ve hepsi orijinal. Ancak işin aslı öyle değil. Orijinalinin girişi yemek yenilecek bir yer gibi değil, yemeğinizi 3.katta canlı müzik eşliğinde ya da 4. Katta terasta yiyebiliyorsunuz.

Canlı müzik terasta zannettiğimiz için ancak restorandan ayrılışımıza denk gelen son 5 dakikasını dinleyebildik. 5 dakika olsa da tabla ve sitar'nın tadı unutulmazdı. Burada yemenin bir diğer güzelliği de karın bir kısmının engelli çocuklar ve kadınlara iş imkanı sağlayan bir vakfa gitmesi. Ertesi gün yorucu bir yolculukla Nepal'e gideceğimiz için yemekten sonra pansiyonumuzun yolunu tutuyoruz.

19.10.2014  (Varanasi -> Delhi)

Sabah kalkıyoruz ve vakit kaybetmeden toplanmaya başlıyoruz. Artık özel arabamız yok ve uzun bir yol bizi bekliyor. Önce Varanasi tren istasyonuna gideceğiz ve saat 14 sularındaki trenimize binip yaklaşık 18 saat sürecek bir yolculuğa çıkacağız. Ardından Delhi tren istasyonundan havaalanına geçecek, oradan da Kathmandu uçağı için yaklaşık 7-8  saat bekledikten sonra uçağımıza atlayıp Nepal'e varacağız diye umut ediyoruz. Çağla bu çileli yolu kabaca 5 etaba ayırıyor ve tamamlanan her etap için Cenk'e hatırlatmalar yapıyor.

DSCF2171x

Çantaları yüklenip tuk-tuk bulabileceğimiz yere kadar son kez Varanasi'nin labirentimsi yollarından geçiyoruz. Fiyat konusunda anlaştığımız tuk-tuka atlayıp tren istasyonuna doğru yol alıyoruz. Ortalık ana baba günü. Biz de yerde yatarak tren saatini bekleyen Hintlilerin arasında gözümüze bir yer kestiriyoruz. Çok erken gelmişiz, hava çok sıcak ve açız. İşte çile başlıyor diye düşünürken üniformalı bir turist polisi gelip bize trenimizi soruyor ve tren saatini bekleyebileceğimiz bir yer gösteriyor. Kalabalıkları ardımızda bırakarak turistler için özel olarak hazırlanmış olan bekleme salonundan içeri giriyoruz. İnci gibi dizilmiş koltukları olan klimalı bir oda, ya da başka bir deyişle cennetin tren istasyonundaki tezahürü 🙂 Aslında bu biraz haksızlık gibi geliyor, Türkiye'de de var mı acaba böyle turistler için özel yerler bizim farketmediğimiz diye meraklanıp, olsaydı isyan çıkardı heralde diye olayı kafamızda bağlıyoruz. Ama Hindistan başka, halk için olan standartları herhangi bir turistin kabul edilebilir bulması sık karşılaşılan bir durum değil.

Cenk trende çantamızı bağlamak için zincir ve yiyecek almaya gidiyor. Döndüğünde kazıkçı zincircilerle yaptığı pazarlık sonrası ilk söylenen fiyatın üçte birine yan dükkanlardan birinden aldığı zinciri gösteriyor haklı gururuyla. Bir kaç saat sonra mekandan çıkıp trene giderken aynı turist polisinin bize “chai” ikram etmesi hoşumuza gidiyor ancak içinde yüzen kirpiği gördükten sonra çaktırmadan ilerideki çöplerden birine bırakıyoruz. Trenimizi zor da olsa buluyoruz. Biletleri biz almadık, ancak alınırken acentaya özellikle numaralı ve klimalı 1. ya da 2. sınıf bilet almalarını söylemiştik. Karmaşık Hindistan trenleri ile ilgili bildiğimiz tek şey bazı kompartımanların yataklı, bazılarının klimalı, bazılarının da hiçbir şeyli ve korkutucu olduğuydu. Yerimizi buluyoruz ama yerlerimizden pek de memnun kalmayarak biletlerimizi alan tur operatörü Muno'yu sevgiyle anıyoruz. 2 katlı kuşetli yerimizin tam karşısına suratsız bir hintli, üstünde de dakika başı telefonla konuşan bir abi yerleşiyor.

IMG_8434

Kuşetlerin üstünde kağıttan bir pakette temiz çarşaflar konulmuş. Bizi asıl şaşırtansa saat 14.30-15.00 arası olmasına karşın herkesin sanki gece trenindeymişçesine perdesini kapatıp horul horul uyumaya başlaması oluyor. Biz de kitaplarımıza, müziklerimize ve notlarımıza dalıyoruz. Gece uzun, yanımızdan devamlı, daha sonra da ağzımıza feci  yapışan "chaiiiii chaiiii" bağırışlarıyla dolanan chai ve kahve satıcılarının yanısıra çorbacı, tabldotçu, içecekçi ve abur cuburcu da geçiyor. 4-5 saat sonra karşımızdaki sevimli ikili trenden iniyor ve biz de yeni dostlarımızı beklemeye koyuluyoruz. Bu arada saat gece yarısını geçiyor ve Cenk üste, Çağla ise alt kata yerleşerek uyumaya çalışıyoruz. Bir kaç saat sonra ışık açılıyor ve bağıra çağıra konuşan tren görevlisi ile yeni misafirimiz geliyor. Hintliler hakikaten çok rahat insanlar. Çağla biraz huzursuzlanıyor, sanki adamla burun buruna uyuyormuş gibi geliyor, keşke yukarıda o yatsaymış diye hayıflana hayıflana geceyi bitiriyor ve bilmem kaç saat sonra uyuyakalıyor.

20.10.2014  (Delhi -> Katmandu)

Sabah 6.30'u geçerken trenden inme vaktimiz de geliyor. Kimse gelinen durakları anons etmiyor. Biz zaten saatimizi 5.30'a kurmuşuz. Böylelikle ilk tren maceramızı kazasız belasız atlatıp, Yeni Delhi Havalimanı’nın yolunu tutuyoruz.

Havalimanına ulaştığımızda kapıda duran görevliye biletlerimizi gösteriyoruz. Uçağımızın kalkmasına daha 7-8 saat var. Görevli bir kez gidiş terminaline girersek bir daha dışarı çıkamayacağımızı söylüyor. Alışık olmadığımız bu uygulamaya şaşırıyor, saatlerce terminalde hapis kalmak istemememiz sebebiyle içeri girmekten vazgeçiyoruz. Adam bize giriş çıkışların kontrollü ama mümkün olduğu bir bekleme alanı gösteriyor. Burada biraz keşif yaptıktan sonra gelen yolcu bölümüne, dolayısı ile kafelerin bulunduğu alana geçebildiğimizi fark ediyoruz.. Tek derdimiz bir şeyler yiyip içerek rahat bir şekilde saatleri geçirebileceğimiz, mümkünse internetli bir yer bulmak. Burada ilginç ama çok güzel bir sistem var. Duş alabileceğiniz, yataklı, internetli hatta çok parası olanlara spa, masaj hizmeti de sunan, içeceklerin de içinde olduğu oldukça lüks görünümlü bekleme yerleri mevcut. Adam başı  saati 1100 rupi’ye denk geliyor. Bize pahalı geldiği için rahat koltukları olan bir kafeye yerleşip, kahvaltımızı söylüyoruz.

Saatler nispeten hızlı geçiyor, ve artık içeri girmeye hazırız. Check- in’imizi yapıp kapımıza doğru ilerliyoruz. Delhi havalimanı oldukça bakımlı, hatta tümüyle halı kaplı ender havalimanlarından. Hele ki gerçek Hindistan’ın ne halde olduğunu gördükten sonra hükümetin bayındırlık ve çevre temizliği bütçesinin çoğunu burası için harcadığı izlenimine kapılıyoruz. Ya da sanki “Yeni Hindistan” için pilot bölge olarak kurulmuş bir vaha gibi. Hindistan'a has kıyafet, heykel, maske, takı ve bunun gibi birçok şeyin satıldığı çok  güzel mağazalar mevcut. Buralarda biraz oyalanıp uçağımızı beklemeye koyuluyoruz. Nepal'i o kadar merak ediyoruz ve sabırsızlanıyoruz ki, heyecanımız yorgunluğumuzu bastırıyor ve artık uçaktayız!

Bakalım bizi Nepal’de neler bekliyor…

Post by dunyaliyiz.com.

 

Devamı (Nepal) için tıklayınız. 

 

Bir Cevap Yazın