MUMBAİ (BOMBAI)

DSCF8954x

Bölük pörçük ve sanki sonsuza kadar gidecekmiş gibi gelen uzun bir yolculuk sonrası gözümüzü Mumbai'de açıyoruz.

24.11.2014  (Mumbai)

Sabah son durakta iniyoruz. Öncesinde herhangi bir otel ayarlamadığımız Mumbai o kadar pahalı ve büyük bir metropol ki, aklımızda uzun zamandır fırsat bulamadığımız Couchsurfing ile Mumbaililer’e misafir olma fikri var.

Couch Surfing (CS) yıllardır var olan popüler bir konaklama ve kültürel kaynaşma sitesi. Bu sitede bir çok ülkeden milyonlarca kullanıcı var. Amaç; gidilen yerlerde lokal insanlarla tanışmak ve kaynaşmak, kültürel alışverişte bulunmak, onların şehir için tavsiyelerinden yararlanmak ve ücretsiz olarak evlerinde  konaklamak diyebiliriz. Yanında kalacağınız kişinin sitede daha önce yanında kalmış kişilerce değerlendirilmeleri kişiyi güvenilir ya da daha az güvenilir kıldığından, bu yorumlar ışığında seçim yapmak kilit nokta.  Bizim de bu sitede yıllardır üyeliğimiz var. Daha önce yaşadığımız yerlerde misafirlerimiz olmuş; buluşmalara katılmıştık ama yurtdışında hiç misafir edilmemiştik. Mumbai'de CS'i kullanmak için başlıyoruz siteden yanında kalacak güvenilir bir aday bulma çalışmalarına. Yaklaşık 5-10 kişiye mesaj atıyoruz atmasına ama biraz geç kaldığımızın da farkındayız. En iyisi Mumbai'nin turistik merkezine gidip kahvaltı etmek ve CS'den gelebilecek yanıtları takip etmek diye düşünüp taksiye atlıyor ve Colaba bölgesine doğru yol alıyoruz. 

Hava daha yeni aydınlanıyor ve dükkanların büyük bir kısmı henüz açılmamış. Taksi şoförünün tek açık yer olarak bizi götürdüğü Leopold Kafe'ye itiraz etmeyip, bir köşeye dev çantalarımızla yerleşiyoruz. Uzun zamandır hasret kaldığımız etli yemeklere kavuşmanın coşkusu ile siparişimizi verip, beklemeye başlıyoruz. Bu sırada kutsal kitapları Lonely Planet ile yan masada kahvaltılarını yapan 2 Amerikalıya nerede kalabileceğimizi sorarak B planı oluşturmaya çalışıyoruz. Elemanlar bize çok yakındaki Salvation Army adındaki hosteli öneriyorlar. Katolik bir yardım kuruluşunun hosteli olan bu yer Mumbai koşullarına göre çok ucuz. Ancak CS şansımızı halen kullanmak niyetindeyiz. Bir süre sonra mesajlar da gelmeye başlıyor. Kimileri olumsuz dönüyor, kimileri ise konaklama şansı olmadan bizimle buluşabileceklerini söylüyorlar. Biz ise bu ilk gün için zaman kaybetmeden bir otele yerleşip, CS'den gelecek haberleri beklemeye karar veriyoruz. 

Bu sırada yanımıza şen şakrak, orta yaşlı bir Fransız çift geliyor. Bu kafenin  1871 yılından bu yana faaliyette olan çok ünlü bir kafe olduğunu "Shantaram" adlı kitapta adının bolca geçtiğini ve bu kitabı mutlaka okumamız gerektiğini çünkü mükemmel bir kitap olduğunu anlatmaya başlıyorlar. Haydaa!! Tesadüfen seçtiğimiz bu kafenin bu kadar meşhur olması bizi de şaşırtıyor. Garson çocuk da Fransızların bahsettiği kitabı da getirmiş, bize gösteriyor. Fransız çift bize nereli olduğumuzu soruyor; Türk olduğumuzu duyunca ekşimikli bir suratla yaklaşık 10 aydır gezdiklerini ve ilk defa Türklerle karşılaştıklarını anlatıyorlar. Bu apansız tavsiyeleri için teşekkür ederek onlarla vedalaşıyoruz. 

Colaba bölgesinde kendimize nispeten düzgün bir yer aramaya koyuluyoruz, 4-5 yer gezip ümidimizi koca çantalarımızın ağırlığı altında kaybetmeye çok yakınken  tam da istediğimiz gibi merkezi ve temiz bir oteli üstelik Mumbai’ye göre uygun fiyata (oda fiyatı 1700 rupi, yani kişi başı 34 lira) bulmayalım mı? Hemen bir duş alıp çok merak ettiğimiz Mumbai'yi keşfe çıkıyoruz. 

Mumbai Maharastra Eyaleti’nin başkenti, kullanılan yerel dil Marathi dili. Burası bizim hafızalarımızda Hindistan'ın İstanbul'u diye yer etmiş, çok da haksız bir benzetme değil aslında. Buranın eski ismi Bombay (Portekizce Bom Baim, yani “iyi liman”). 1996 yılında aşırı Marathi milliyetçisi Shiv Sena partisi başa gelince yürütülen kampanyalar sonrası buranın ismi Mumbai (Tanrıça Mumba'dan geliyor) olarak değiştirilmiş. Mumbai kelimesi Maratha dilinde olduğu için bu isme karşı çıkanlar olsa da resmi ismi Mumbai olarak kabul görüyor. Ancak söylenenlere göre inatla halen Bombay diyenler de varmış. Bu isim karmaşasını bir kenara koyarsak, burası "en"lerin kenti! Hindistan'ın en zengin, en çok endüstrileşmiş, en sosyal ve en kozmopolit şehri. Ayrıca finans merkezi ve elbette sinema endüstrisi Bollywood'un da baş tacı. 20 milyonun üzerinde bir nüfusun yaşadığı Mumbai Metropolü’nde zenginlik ve yoksulluk içiçe geçmiş. Özellikle gecekondu mahalleleri şehirdeki popülasyonunun hatırı sayılır bir kısmını oluşturuyor.

Otelimiz Gateway of India (Hindistan Kapısı)’ya yürüyerek 5 dakika olunca bizim için de görülmesi gereken ilk durak orası oluyor. Otelimizin hemen yanı başında Mubai Körfezi’ne nazır meşhur Tac Mahal Oteli’ni ise, kalamıyor olsak bile beğenmemek imkansız.

DSCF8201xx

Sonradan öğreniyoruz ki 1903 yılında açılan bu görkemli otel 2008 yılında Hindistan Kapısı ve sabah kahvaltı ettiğimiz Leopold kafe ile birlikte büyük bir terörist saldırıya sahne olmuş ve yüzlerce insan bu olaylarda hayatını kaybetmiş. Pakiler tarafından yapıldığı iddia edilen bu saldırıda, tek kişi dışında tüm teröristler öldürülmüş ,17 yaşındaki son kalan kişi ise reşit olması için 1 yıl beklendikten sonra idam edilmiş. Gözlemliyoruz ki bu olay birçok Hintli için travmatik bir süreç olarak yaşanmış ve hala yaşanıyor.

Hindistan Kapısına ulaştığımızda ortalık ana baba günü. Fotoğraf çektirenler, seyyar satıcılar, adalara geçmek için uzun kuyruklarda bekleyenler, yalnız gelenler, ailesiyle gelenler, sevgilisi ile gelenler, sanki herkes burada! Bu arada meydana girerken çantalarımız ve üstümüz didik didik aranıyor ve kontrolden geçiriliyoruz.

Burası İngiltere Kralı V. George ve eşinin Mumbai'yi ziyaret etmelerinin anısına 1911 -1924 yılları arasında yapılmış dev bir anıt. Yüksekliği 26 metre olan bu yapı Hint ve İslam mimarisinin bir sentezi olarak kabul görüyor.

Biz de burada rehber olduğunu söyleyen Solomon ile tanışıyoruz. Bize yarın için 3-4 saatlik 12 duraklı bir Mumbai turu programı öneriyor. Doğrusu Solomon'un bizi klimalı araba ile gezdireceği programı ilgimizi bir hayli çekiyor çünkü Hindistan'da bulunduğumuz süre içinde hissettiğimiz en sıcak havayı Mumbai’de yaşıyoruz. Adamın numarasını alıp CS'te bize mesaj atan Summit'le buluşmak üzere Hindistan Kapısı’ndan uzaklaşıyoruz. 

Summit üniversiteyi henüz bitirmiş, bir tekstil mağazasında çalışan, İngilizce’yi iyi konuşan, Hindistan’a göre orta-üst sosyoekonomik sınıftan oldukça yardımsever birisi. Beraber Colaba Bazaar (Colaba Pazarı)'da kısa bir tur atıp, yemeğe gidiyoruz. Kendisi maalesef yarın ailesinin yanına Navi (Yeni) Mumbai denilen körfezin öte tarafındaki şehre gideceğini bu sebeple de bize ev sahipliği yapamayacağını anlatıyor. Beraber bir program planlayıp sonrasında buluşmak üzere kendisinden ayrılıyoruz. Hava çok sıcak ve Summit'in önerdiği güzel bir müzeye hayır diyemiyoruz. 

DSCF8228x

Chhatrapati Shivaji Müzesi aynı Hindistan Kapısı gibi İngiltere Kralı V. George şerefine inşa edilmiş ve 1923 senesinde açılmış. Oldukça heybetli binasını bir kenara koyarsak, bakımlı ve özenli bahçesindeki dev ağaçlara hayran olmamak mümkün değil.

DSCF8235x

Burası, Hinduizm ve Jainizm’e ait kalıntılar, heykeller, minyatürler, özellikle Hindistan'ın en zengin ve cömert ailelerinden Tata ailesinin bağışladığı harika koleksiyonlar, biblolar, Hindistan, Çin, Japonya ve Avrupa'ya ait geniş koleksiyonlarıyla tam bir şehir müzesi. Müze 18.00'de kapanıyor ve biz şehri keşfetmeye devam ediyoruz. 

Sırada Victoria Terminus var. Burası gotik mimarisi, süslü oymaları ve  dev kubbeleriyle terminalden ziyade bir katedrali anımsatıyor.

DSCF8303x

Rengarenk ışıklarla daha da göz alıcı hale gelen bu dev terminal halen aktif bir merkezi tren istasyonu olarak kullanılıyor. Tam ortasındaki saatin çapının 3 metrenin üzerinde olması belki eserin ne kadar büyük olduğuna dair bir ipucu teşkil edebilir.

DSCF8306x

Sonra Crawford Market’a gidiyoruz. Burası her türlü ürünü bulabileceğiniz dev bir pazar.

DSCF8409x  

Sırasıyla meyve/sebze bölümü, canlı hayvan pazarı, et reyonları, baharatçılar, ithal ürünler pazarı, canlı çiçek pazarı derken kendini pazarın turizm sorumlusu olarak tanıtan bir abi de tüm sevimliliği ile peşimize takılıp, bize pazarı bir bir anlatmaya başlıyor.

DSCF8369x

Yaklaşık yarım saat süren bu pazar gezmesi sonrası abi ile  tam vedalaşırken bize "ee bahşişim nerede?" demesin mi! Aslında haftalardır bu muameleye o kadar alışığız ki çok arkadaşça gelen bu abinin para isteyebileceğini nasıl olur da atladık, bilemiyoruz! Cenk bu işe çok sinir oluyor ve soğuk ve kırgın bir üslupla adama bizi rehber olarak gezdirebileceğini teklif etmeden misafirperver bir Mumbaili gibi gezimize eşlik ettiğini, bu dostane tavrını takdir ettiğimizi, ancak şimdi daha önce hiç konuşulmayan bir ücretin talep edilmesinin hayal kırıklığı yarattığını ve para vermeyeceğimizi söylüyor. Adam, ki olsa babamız olabilecek yaşta, utanır sıkılır oluyor belli ki yaptığını anlar vaziyette; bir şey söylemeden uzaklaşıyor. Bizim de canımız sıkılıyor. Ne olurdu ki baştan parayla bizimle gezebileceğini söylese ya da para istemese de bilsek hizmet mi satın alıyoruz dostluk mu kuruyoruz… Ne yazık ki Hindisan’da bu ilk değil, korkarım son da olmayacak. Bir taksiye atlayıp aylardır uzak olduğumuz canlı müzik, bira ve yemek hayali ile meşhur Hard Rock Cafe'nin yolunu tutuyoruz.

Yaklaşık 45 dakika süren bir yolculuk sonrası  sapa görünen bir yolda iniyoruz. Mekana bir süre yürüdükten sonra bir otelin bahçesinden içeri giriyoruz. Oldukça geniş, klasik tarzıyla döşenmiş ancak tahminimizden daha boş bir Hard Rock Cafe karşılıyor bizi. Günün Pazartesi olması sebebiyle mekanın boş olduğunu öğreniyoruz. Ama daha can sıkıcısı sadece perşembe günleri canlı müzik olduğunu öğrenmemizle gerçekleşiyor. Gene de biramız ve yemeğimizi rock müziğe katık edip, güzel bir gece geçirmeyi başarıyoruz. Dönüşte gene Mumbai trafiği bizi çıldırtsa da, İstanbul'da yıllardır bunun antrenmanını yapmış olduğumuzdan bir şekilde tolere etmeyi başararak otelimize dönüyoruz. Yarınki yoğun program için erkenden kalkmalıyız!

25.11.2014  (Mumbai)

Sabah erkenden kalkıp Solomon ve klimalı arabamızla buluşuyoruz. Yarım günlük Mumbai programımız dahilinde özetle; Balıkçılar Limanı, Dobi Ghat Çamaşırhanesi, Gandhi'nin evi, Jain Temple, Marine drive (Sahil Yolu), Sessizlik Kuleleri (Silent Towers), Hanging Garden ve  Victoria Terminus'u gezeceğiz.

   DSCF7354x

İlk durağımız olan balıkçılar limanına girmeden önce rengarenk sarileri içinde yol boyunca peşi sıra dizilmiş kadın satıcılar ile yığınla karidesleri ayıklarken gördüğümüz emekçi kadın işçiler dikkatimizi çekiyor. 

DSCF8548x

Rengarenk bayraklarla donatılmış onlarca balıkçı teknesi gördüğümüz balıkçılar limanına tüm bu satıcıları geçtikten sonra ulaşıyoruz. 

DSCF7361x

Elden ele kasalarla taşınan kalamar, karides ve onlarca çeşit balığı fotoğraflarken muhtemel ağır çalışma koşullarına karşın balıkçılar oldukça neşeli ve güler yüzlü gözüküyorlar. 

DSCF7423x

DSCF8478x

Kalabalıkta bir kaç kişi burada fotoğraf çekmenin yasak olduğunu ima eden haraketler yapıyor. Solomon buradaki balık ihracatına zeval gelmemesi için bölgenin çok da hijyenik olmayan görüntülerinin fotoğraflanmasına hoş bakılmadığını; ancak o yanımızdayken fotoğraf çekebileceğimizi söylüyor. Balıkçılar ise bize, fotoğraflarının çekilmesinden rahatsız oluyorlarmış gibi gözükmüyorlar doğrusu.

DSCF8524x

Burada bir süreliğine oyalanıp dev çamaşırhane Dobi Ghat'ın yolunu tutuyoruz. Burası bir açık hava çamaşırhanesi.

DSCF8578x

Binlerce kişi yaklaşık 700'e yakın çamaşır yıkama bölümünde günlük ortalama 750 bin – 1 milyon parça çamaşır yıkıyor.

DSCF7513x

Çamaşırlar hem makinede, hem elde yıkanabiliyor, ayrıca kurutma ve ütüleme bölümleri de mevcut. 

DSCF7509x

Daha sonra yıkanan bu binlerce parça çamaşır iplikle işaretlenerek birbiriyle karışmaksızın metrelerce uzunluktaki teraslarda kurutulmaya bırakılıyor. Gökdelenlerin yanı başında çatılarda kurutulan binlerce çamaşır görülmeye değer.

DSCF8704x

Sırada Mahatma Ghandi'nin  1917-1934 yılları arasında bir süreliğine kaldığı ve şimdilerde müze olarak kullanılan evi var. 4 katlı bu evde Ghandi'nin fotoğrafları, kendi el yazısıyla mektupları (Hitler'e hafiften ayar verdiği mektup ve Einstein ile yazışmalarını okuyabilirsiniz) ve kişisel eşyaları sergileniyor.

DSCF8746x

Bunun dışında Ghandi'nin  doğumundan suikasta kurban gitmesine kadar geçen süreçteki hayat hikayesini anlatan maketler de basit ama aydınlatıcı bir bilgi aktarımı sağlıyor. Ayrıca bu evde Ghandi'nin bağımsızlık mücadelesinin bir sembolü olan ve halen Hindistan bayrağında dalgalanan orijinal çıkrıkları (chakra) da sergileniyor. Giriş ücretsiz. 

DSCF8754x

Sırada işlek bir caddede konuşlanmış zarif Jain Tapınağı var. Kapıdaki rahibeler bizi güleryüzleriyle karşılıyor.

DSCF7632x

Klasik bir Jain Tapınağı olarak çok  süslü bu yapıya girdiğimizde içeride kadınların ilahilerle adaklarını sundukları ibadetleri devam ediyor.

DSCF7581x  

Bu arada Marine Drive dedikleri sahil yolunda her daim insanları oturmuş, muhabbet ederlerken görmek mümkün. Burasının akşamları sokak lambaları yandığında görüntü itibariyle benzemesinden sebep, kraliçenin gerdanlığı (Queen's neclace) olarak anıldığını söylüyorlar. Mumbai için Marine Drive’da gün batımını izlemek popüler bir atraksiyonmuş, biz bir türlü denk getiremiyoruz.

DSCF8739x

Buradan sonra Hanging Garden'a geçiyoruz. Burası 1881 yılında yapılmış, tepeden güzel bir Mumbai manzarasına sahip, yeşil ve sakin bir park.

DSCF8769x

Aynı zamanda altında yüksek rezervli bir su deposu olduğunu öğreniyoruz. Hemen yanındaki Sesizlik Kuleleri (Dhakma) ise bizi oldukça şaşırtıyor. Burası Zerdüştler'in ölülerini bıraktıkları alan. Tepede uçan onlarca akbaba yeni bir ölünün getirilip buraya asılmasını bekliyor.

DSCF7646x

Zerdüştler toprağın ölülerle kirletilmesini uygun bulmadıklarından ölülerinin üstlerine bir takım yağlar sürerek bırakırlar, ve onlara göre kutsal olan kuşlar (akbababalar) tarafından yenmesini beklerler. İran'ın Yezd kentinde dahi 1960lı yıllardan bu yana Sessizlik Kuleleri'nin kullanılması yasaklanmış, burada ise bu gelenek devam ettiriliyor. Ancak yabancıların buraya girmesi kesinlikle yasak. 

Bu etkileyici yer sonrası şehre doğru uzanıyor ve dün akşam karanlığında rengarenk ışıklarla aydınlatılmış Victoria Terminus'u bir de gündüz gözüyle görmek için yol alıyoruz.

DSCF8326x

Gösterişli terminali de gezdikten sonra Hindistan Kapısı'na geri dönüyor  ve kısa süreli bir samosa ziyafeti sonrası, buradan Elephanta Adalarına gitmek üzere biletlerimizi alıyoruz. 

Bu ada M.Ö. 5. yüzyılda inşa edilmiş kayadan yontulma tapınakları ile ünlü. Mumbai Körfezi’nde, bulunduğumuz yerden yaklaşık 10 km uzaklıktaki bu da tekneyle yaklaşık 1 saatlik yolculuk anlamına geliyor. Yol boyunca chai’mizi içip, tatlı tatlı etrafı izliyoruz. Ancak deniz çöplük gibi. İstanbul'da da kıyıdan motora binerken bir pislik tabakası gözükür, ancak burada açıklarda bile çöp yığınları ile karşılaşmak insanı üzüyor doğrusu. Yolculuğumuz bitince limandan adanın kıyısına doğru minik bir trenle adam başı 10’ar (40 kuruş) rupiye yol alıyoruz. Buradan ise mağaralara çıkan  120 basamağı yürümek istemeyen ya da yürüyemeyenler için 1000’er rupiye (40 lira) tahterevanla yukarıya çıkma şansı mevcut, ama tabi ki biz yürüyoruz.

DSCF8829x

Sağlı sollu onlarca hediyelik eşya satan esnafı ekarte ettikten sonra etrafımızın maymunlarla sarıldığı mağaralarda buluyoruz kendimizi. Öğleden sonra geldiğimizden dolayı karınları tok maymunlar bize uslu uslu bakıyorlar, ancak öğreniyoruz ki sabah erken saatlerde gelenleri hiç rahat bırakmıyorlarmış.

DSCF7690x

Adada yaklaşık 7 tane mağara bulunuyor. Özellikle 5 tanesi peşi sıra dizilmiş, diğer 2'si ise daha yukarılarda konuşlanmış. İlk mağaranın içindeki dini öğeler çok etkileyici. Diğer mağaralar ise neredeyse boş. 

DSCF8854x

Mağaralardaki heykellerin tamamı tanrıları Shiva için yapılmış. İçinde bir çok Shiva ve aile fertlerini resmeden heykel bulunuyor. Bunların bir kısmı Portekizliler tarafından parçalanmış ama özellikle bir kaç tanesi taş bloklar ardına saklandığından korunarak kalabilmiş. Shiva'nın 3 kafalı yontulduğu dev eser görülmeye değer. Bunların yanı sıra Shiva Lingum, Parvati, Ganesh, Hanuman ve dev tapınak koruyucuları göz alıcı bir görüntü sergiliyor.

DSCF8867x

Dönüş yolundada karşılaştığımız manzara iskelenin neden o kadar uzun olduğunun açık bir kanıtı oluyor. 

DSCF8905x

Med-cezir nedeniyle çekilen denize uzanan raylar boyunca koşar adım ilerleyip, Mumbai'ye en son geri dönen motora binmeyi başarıyoruz.

DSCF8909xx

Motor haraket ettikten hemen sonra peşimize onlarca martı takılıyor. Herkes elindeki yiyecekleri onlara atıyor, martılar ise kafamızın dibine kadar geliyorlar. Gel de İstanbul martılarını hatırlama…

DSCF8917x

Güneşi teknede batırıyor, yaklaşık 1 saat içinde tekrar Hindistan Kapısı’nda oluyoruz.

DSCF7769x

Burada özellikle denemek istediğimiz balık lokantalarından birine oturup, sipariş veriyoruz. Bu arada CS'den tanıştığımız Summit de bize eşlik ediyor, yaklaşık 1 saat sonra kalkacak vapurunu bizimle bekliyor. Biz ise CS'den aldığımız kabul mesajlarından birini seçiyoruz; Louella isminde bir Mumbaili’nin evinde misafir olacağız. Ev maalesef Colaba'ya oldukça uzakta, Bandra bölgesinde yer alıyor. Ancak gene de Mumbai'nin farklı bölgelerini görmek iyi bir fikir gibi geliyor bize. Trafik yoğunluğunu geçirmek için Colaba'da biraz daha oyalanıyoruz. Sonra eşyaları bir önceki gece konakladığımız otelden alıp, Bandra'ya gitmek üzere bir taksi tutuyoruz.

Yol yaklaşık 1 saat 15 dakika sürüyor. Lüks apartmanlardan, restoran ve dükkanlardan anladığımız kadarıyla bu bölge zengin bir muhit. Louella sıcak bir karşılama sonrası oldukça bakımlı bir apartmanın ilk katındaki evine bizi buyur ediyor. Kendisinin şu ana kadar Hindistan'da görmediğimiz gibi Batılı tarzda bir evi var. Bu evin bizdeki evlerden en büyük farkı yatakların yer yatağı olması. Ve tren istasyonlarında, kaldırımlarda altlarına hiçbir şey sermeden yatan Hintlilerden sonra üst sınıftan bir Hintlinin de yere yatıyor olduğunu görünce taşlar oturuyor. Bu Hintliler kültürel olarak A’dan Z’ye yerde yatmayı seviyorlar anlaşılan… Louella bize odamızı gösteriyor, eşyaları bırakıp, birbirimizi biraz daha iyi tanımak için  muhabbeti derinleştiriyoruz.

Kendisi bir reklam ajansında çalışıyormuş ancak geçen hafta büyük bir karar vererek çok sıkıldığını düşündüğü işinden istifa etmiş. Şimdilerde istifa sonrası çalışması gereken 1 aylık süreyi geçiriyormuş. Louella Hristiyan olduğunu, yaşadığı muhit Bandra’da genelde Hıristiyanların yaşadığını ve bir çok kilisenin bulunduğunu anlatıyor bize. Bekar, yalnız yaşayan, özgüveni yüksek ve Avrupa aşığı bu kadın aynı zamanda çok konuşkan maşallah…

Saatler ilerlerken yorgunluk da kendini yavaş yavaş hissettirmeye başlıyor. Yarın için erken kalkmak istiyoruz, bu şehirde yapacak daha çok şey var!

26.11.2014  (Mumbai)

Sabah kalktığımızda burnumuza güzel kokular geliyor. Mutfağa gittiğimizde karşımızda rengarenk sarisi içinde, kınalı ve her tarafında takılar bulunan geleneksel bir  Hint kadını karşılıyor bizi. Sonradan anlıyoruz ki Louella'nın her sabah 07.30 gibi yardımcısı geliyor ve ona kahvaltı ve işe götürmek üzere yemek hazırlıyor. Bize çok lüks gelen bu hizmet buralarda oldukça yaygın.

Karışık çay yapraklarından oluşan nefis Hint çayımızı içiyor, omletimizi yiyerek bugünkü programımızı düşünmeye koyuluyoruz. Louella özellikle Mumbai’nin ünlü gecekondu mahallelerini ("slum"lar) gezmek istediğimizi öğrenince bize Reality Tours isimli bir şirketten bahsediyor. Bu şirket burada yaşayan insanlara yardım eden, çocukların eğitimine katkıda bulunan, kurslar düzenleyen, ve gelirinin %80’ini sosyal programlara aktaran bir sivil toplum kuruluşu (NGO). Bu tur şirketi düzenlediği geziler esnasında etik nedenlerden dolayı fotoğraf çekimine de müsade etmiyor. Biz de günde 2 kez olan bu tura katılmak için sabah kaydımızı yaptıralım diyoruz. Louella şaşkın gözlerle bize bakıyor ve önce abartılı bulduğumuz şöyle bir şey söylüyor; "Mumbai'de işe gidiş ve işten dönüş saatlerinde tren gibi toplu taşıma araçlarını kullanamazsınız, ve kullanamazsınızdan kastım zaten trene ulaşamazsınız, mümkün değil binemezsiniz, sabahki turu unutun öğleden sonrakine bakın". Allah Allah biz de İstanbul gibi büyük bir şehirde yaşadık, metrobüslerin dev kalabalıklarında yoğrulduk, sanki İsveç'ten geldik gibi böyle hassasiyetli bir muamele de nereden çıktı? Her neyse deyip öğleden sonraki tura adımızı yazdırıyoruz. Öncesinde ise değişik bir fikrimiz var. Değişik derken şu an bizim için değişik bir fikir diye düzeltelim. Buranın en büyük alışveriş merkezi (AVM) Palladium'a gitmek istiyoruz. Aşırı zenginliğin ve fakirliğin bir arada olduğu bu topraklarda önce dev AVM sonrası gecekondu turu kulağa çok da garip gelmemeli.

Louella ile birlikte evden çıkıp ondan ayrılıyoruz. Amaç tren istasyonuna, oradan AVM’ye gitmek.  Bir tuk-tuka atlayıp, istasyona gidiyoruz, biletleri alıp sora sora ineceğimiz istasyonu öğrenip, trene atlıyoruz. Tren gayet sakin görünüyor, hatta oturabiliyoruz. 3-4 durak sonra inip 20 dakikalık bir yürüyüş sonrası aylarca bir markete hasret kaldığımız Hindistan’da alışageldiğimiz bir AVM’ye nihayet ulaşıyoruz.

DSCF8991x

Burası hayal kırıklığı yaşadığımız Jaipur’daki Ganpati AVM’ye pek benzemiyor. Oldukça büyük, bir çok marka bulunuyor. Burada da biten ihtiyaçlarımızı almak için halen bir süpermarket bulamamanın üzüntüsü ile yemek bölümüne doğru ilerliyoruz.

Hint fast food’unu bu zamana kadar deneyimlesek de özellikle “panipuri” denilen ve şu ana kadar Hindistan ve Nepal'da gezdiğimiz her yerde karşımıza çıkan, yuvarlak kuru hamurları içi su dolu bir kaba batırarak içindeki sebzelerle yeme ritüelini bir türlü başaramamıştık. Özellikle Cenk her gittiğimiz yerde bunları yemek için hamle yapıyor ancak yerel insanlar bile bunun hijyenik koşullar sebebiyle iyi bir fikir olmadığını söyleyince çaresiz bu fikirden vazgeçiyordu. Burada “panipuri”yi görünce Cenk kaçırmıyor, tek porsiyona 6 tanesini tek tek kaba alarak yemeye başlıyor. İçindeki su tatlılı ekşili bir tada sahip olduğundan Çağla bu yeni tadı pek beğenmiyor ve o da özlediği çilekli dondurmasından alıyor. Burada bir süre oyalanıp tekrar  tren istasyonunun yolunu tutuyoruz. Saat 14:30’da Mahim istasyonunda rehberimiz ve diğer katılımcılarla buluşacağız.

İstasyondan aldığımız birinci sınıf biletleri, tam önümüzde 2. sınıf vagon durduğundan önemsemiyor ve trene atlıyoruz. Louella'nın  trenlerle ilgili ne demek istediğini anlamamıza dakikalar var! Bindiğimiz duraktan iki sonraki istasyona yanaşırken vagonun içinde bir hareketlenme oluyor. Tümü erkek olan yaklaşık 20-30 kişilik bir grup kapının önünde kaşık pozisyonunda kümeleniyor. İstasyona yanaşan trenin durmasına fırsat vermeden grubun yarısı trenden atlıyor; diğer yarısı ise omuzlarıyla açtıkları yolda büyük efor sarfederek trenden dışarı çıkmayı başarıyorlar. Trene binen insanlar adeta birbirlerini ezme yarışı içindeler! Gerçekten de insanlar çılgın gibi birbirlerinin üstüne basa çıka trene binmeye çalışıyor. Yüzlerindeki gülümsemenin sinir bozukluğundan mı, gizliden gizliye alınan bir hazdan mı olduğunu anlayamasak da dehşet içinde kalıyoruz!

DSCF8997x

Buradaki toplu taşımayı İstanbul’umuzunki ile bir daha karşılaştırmaya tevbe ediyor ve bindiğimiz bu trenden kara kara nasıl ineceğimizi düşünmeye başlıyoruz. Bu arada vagondaki tek kadın Çağla, çünkü bu trenlerde kadın vagonları ayrı. Kadınlar isterlerse erkek vagonlarına binebiliyor ama erkekler hiçbir şekilde kadın vagonlarına binemiyor. Başta tuhaf gelen bu kuralın niçin varolduğunu şimdi daha iyi anlayabiliyoruz. İlk iş ineceğimiz durakta hangi kapıyı kullanacağımızı öğrenip Çağla önde Cenk arkada o kapıya yöneliyoruz. Özellikle yabancı olduğmuzu ve trenden ineceğimizi kapıda bekleyen tüm Hintli gençlere duyuracak şekilde sorular sorup müsade isteyip iyice kapıya yanaşıyor; biraz da turist kotasından halkın yardımıyla trenden inmeyi başarıyor ve turla buluşacağımız noktaya gidiyoruz.

DSCF9015x

Reality Tour ile anlaştığımız yerde rehber ve 3-4 kişiyi bekler buluyoruz. Bir süre sonra toplamda 6-7 kişilik bir grup oluyoruz. Bizim dışımızda herkes Avrupalı (Bizim ne olduğumuzu biz de bilmiyoruz ya). 

Keşfedeceğimiz gecekondu bölgesi Dharali, Asya'nın en büyük gecekondu bölgelerinden, yaklaşık 10 bin metrekarelik bir alanda konumlanmış ve içinde yaklaşık 300.000 ila 1000000 kişinin yaşadığı tahmin ediliyor. Burada yaşayan insanların % 60 kadarı Hindu, % 30'u Müslüman, % 6'sı Hiristiyan, kalanını ise diğer dinlere mensup. Bölge binlerce  küçük sanayinin oluşturduğu endüstriyel alan ve evlerden oluşuyor. Burada yaşayan insanlar üretim alanında geri dönüşüm atölyeleri, sabun imalathaneleri, ekmek ve pasta fırınları, deri ve çanak çömlek atölyeleri gibi iş kollarında çalışıyorlar. Sanayide çalışan insanların çalışma koşulları iyi olmadığından yaşam süreleri 10-20 yıl kısalmaktaymış. Yardım kuruluşları zaman zaman eldiven, kask, önlük gibi çalışırken kullanılabilinecek iş güvenliği malzemeleri yardımlarında bulunuyorlarsa da çalışanlar rahat edemedikleri gerekçesiyle bunları kullanmak istemiyorlarmış. Bu arada çocuk yaşta çalışanlar da dikkatimizden kaçmıyor. Bir süre daha çalışan insanları izliyor ve sonra evlerin bulunduğu yere geçiyoruz.

Dharali'de kalacak yerler bizi daha çok şaşırtıyor. Burada hem daracık sokaklarda tek göz evler, hem de apartmanlar yer alıyor. Tek göz evler yaklaşık 6 metrekareden oluşuyor ve kiraları aylık en az 3000 rupi (110 lira) Burası zamanında devlet tarafından kişilere hibe edilmiş olsa da, artık merkezi konumu sebebiyle buradan ev satın almak çok zorlaşmış. Kimi zaman 2 kişinin aynı anda asla geçemeyeceği o kadar dar sokaklardan geçiyoruz ki rehber devamlı arkasını kontrol edip bizi sayıyor. Yürüdüğümüz yolların çevresinde çok pis, durağan sular dikkat çekiyor. Zaten buranın en büyük problemi kanalizasyon ve içecek su bulma sıkıntısıymış. Rehber inanılması güç olarak her 1500 kişiye 1 adet tuvaletin düştüğünü bu sebeple halen bir çok bulaşıcı  hastalığın görüldüğünü ve bunun da en büyük halk sağlığı problemi olduğunu söylüyor. 

Buradan Reality Tours’un ön ayak olduğu ve Dharali'deki çocuklar için eğitim imkanı veren bir okulu da ziyaret etme imkanı buluyoruz. Sonrasında turun ofisine davet edilip düşüncelerimizi paylaşıyoruz. Ofiste tura katılanların şehirlerini iğneledikleri haritaya iki iğne de biz ekliyoruz.

DSCF9022x

Tur bize Dharali'de fotoğraf çekemediğimiz için burada yaşayanlardan izin alınarak çekilmiş fotoğrafları bizzat gönderme sözü veriyor, vedalaşıp bir taksiye atlıyor ve Bandra'ya, Loealla ile buluşmaya gidiyoruz. 

Bandra'ya tahminimizden daha kısa sürede varıyoruz. Aklımıza sahilde düzenlenen Bandra Festival’i geliyor. Oraya gidip açık hava bienali tadında sergilenen sanat eserlerine göz atıyoruz. Bu sırada canlı müzik de başlamış durumda.

DSCF9073x

Buradaki deniz gel git sebebiyle çekilmiş ve çekilen yerlerdeki kayalıklarda herkes oturmuş, henüz batan güneşin tadını çıkarıyor.

DSCF9045x

Bu arada med-cezir ile bir su altında kalan; bir su yüzüne çıkan bir alanı tapınak haline getirmeyi de ihmal etmemişler. Burada bir aktör ile tanışıyoruz. Henüz tiyatrolarda oynadığını söylüyor, Bollywood için daha yolu olduğunu düşünüyormuş. Türkiye'ye gittiğini ve çok beğendiğini, rakıyı bir türlü unutamadığını anlatarak başladığımız muhabbete yarın için Juhu plajında devam etmek üzere kendisinden ayrılıyoruz. 

En sonunda Louella ile randevu saatimiz geliyor ve buluşuyoruz. Bir balık restoranında tabi ki Hint usulü soslu balıklarımızı ve karideslerimizi yiyerek güzel bir muhabbet sonrası eve dönüp, uyumaya geçiyoruz.

27.11.2014  (Mumbai -> Goa)

Sabah kalkıp gene güzel bir kahvaltı sonrası Louella'yı işe uğurlayıp, özlediğimiz ev ortamında biraz tembellik yapmak istiyoruz. Bugün özellikle görmek istediğimiz Juhu Beach'e gideceğiz ama öncesinde Çağla'nın farklı bir planı var; kuaföre gidip saçını boyatmak niyetinde. Louella'dan bir kuaförün numarası alıp randevu alıyoruz. 14.30'da kuaför, sonra Summit'le buluşup Juhu Beach' i görmek ve sonra akşamki otobüs ile Goa'ya gitmek niyetindeyiz. Öğleye kadar oyalanıyoruz, sonra beraber kuaföre gidiyoruz. Cenk eve döndükten sonra Çağla’nın gözlemleri başlıyor.

"Kuaför çok kalabalık ve cinsiyet ayrımı gözetmiyor. İyi ki randevu alıp gelmişim diye düşünüyorum. Normalde kuaförlere gitmekten zaten haz etmeyen bir kişi olarak en azından yeni bir şey deneyimliyorum kandırmacasıyla koltuğa oturuyorum. Burada anladığım kadarıyla kuaförde masaj yaptırmak çok popüler! Önce kafadan başlanılıyor, sonra sırt ve en son el ve kollara bir güzel masaj yapılıyor. Finalde ise titreşimli bir alet ile masaj sonlandırılıyor. Ben saçımı boyatacağım. Allah kimseyi beyaz saçları çıkacak yaşta backpacker yapmasın! İngilizce bilmeyen bir kıza dip boyayı anlatmaya çalışırken kullandığım kelimeleri ne siz sorun ne ben anlatayım ( root touch up deniyormuş vay ki vay hey ki hey). Bir buçuk saatlik hiç bir şey anlamadı nasıl boyayacak kimbilir anksiyetesinden sonra kuaförlerle zaten konuşmanın gerekmediği, bir şekilde bildiklerini zaten uyguluyor olduklarını hatırlıyor ve kızın zevkinin benimkiyle bir olması için dua ediyorum. Sonuç; derin bir oh çekecek kadar iyi gözüküyor! Şıp şıp saçlarımdan sular akarken kız saç kurutma bedelini ödeyeceksem saçımı kurutabileceğini söylüyor. Goa otobüsünde bir yıldız gibi parlamamak neden deyip föne razı oluyorum. Bu arada kuaför dünyasındaki çay mı kahve mi evrensel sorunsalı burada da kendini gösteriyor. Ben chaicıyım. Daha sonra fatura öderken içtiğim chainin de fiyatını almalarından dolayı biraz burulsam da ritüel ritüeldir; kuaföre gidiliyorsa o çay ya da kahveden biri mutlaka içilecek! Sonuç itibariyle yabancı bir ülkedeki ilk kuaförlük deneyimimden alnımın akı, saçımın içe sinen  boyasıyla çıkmayı başarıyorum. Darısı diğer ülkelerdeki deneyimlerimin başına".

Saat 16.30'da buluşup, Juhu Beach'e gitmek üzere bir tuktuka biniyoruz. Öncesinde Juhu'ya çok yakın bir yerde çalışan Summit'le buluşacağız. Summit bize Fabindia adlı çalıştığı yeri gezdiriyor, çok beğeniyoruz. Yakınlardaki ISKCON isimli ve Hindu olduklarını kabul etmeden sadece Krishna’ya tapınanlara ait bir tapınağı geziyoruz birlikte. Gün batımına dakikalar kala nihayet Juhu'ya ulaşıyoruz. Güneş henüz batmamış ve manzara nefes kesici.

DSCF9120x

Bir çok insan dizlerine kadar suyun içinde kah fotoğraf çekenler, kah maymun gösterisi izleyenler, herkes kendi aleminde.

DSCF7848x

Biz de önce suya ayaklarımızı sokup, sonra buranın meşhur fast food’larından tatmaya karar veriyoruz.

DSCF9124x

Özellikle domates ağırlıklı pek çok sebzenin minik minik sotelenmesiyle sac üzerinde pişirilen, bol tereyağlı bir sosa batırılarak servis edilen hint ekmeği ile sunulan "pav bhaji" favorimiz oluyor.

DSCF9126x  

Bunun dışında paniuri’den yoğurtlu olmasıyla ayrılan "dahipuri" ve samosaların parçalanarak soslu sebzeli bir yemeğe katıldığı "samosa chaat"ı da deniyoruz.

Gayet tatminkar bulduğumuz bu atıştırma sonrası akşamki otobüse yetişmek için Summit'i de alarak, Louella'ya gidiyoruz. Burada hem ikisini tanıştırıyor, hem biraz oturup muhabbet ediyoruz. Vakit yaklaştığında ise çantaları sırtlanıp bize yardım eden bu harika insanlarla vedalaşarak terminalin yolunu tutuyoruz. 

Dediklerine göre yol yaklaşık 12 saat sürecek. Bu sefer “sleeper” sınıfından yataklı bir otobüs yerinde “semi-sleeper” denilen, koltukların bir hayli yatabildiği otobüslerden bilet alıyoruz. Otobüs bizi Bandra’ya yakın bir kavşaktan alacak. Yaklaşık yarım saatlik rötar sonrası “Ya bizi almadan geçtiyse!” diye yaşadığımız tedirgin bekleyiş sonrası nihayet otobüsümüz geliyor ve biz gözümüzü açtığımızda Goa'da olacak olmanın mutluluğu ile uyumaya çalışıyoruz.