JODHPUR

DSCF5422yy

Yaklaşık 5-6 saatlik bir yolculuk sonrası nihayet mavi şehir Jodhpur'dayız. Rajastan'ın ikinci en büyük kenti Jodhpur 1459 yılında Rao Jodha tarafından Thar Çölü'nün kıyısında kurulmuş. Şehre mavi şehir denmesi evlerin büyük çoğunluğunun maviye boyanmasından ileri geliyor. Eskiden sadece Brahminlerin evlerini maviye boyamalarına izin veriliyormuş; turizmin mevzu bahis olduğu günümüzde ise artık her ev mavi!  

DSCF5434x

Hemen bir tuk-tuka atlayıp şehir merkezindeki otelimizin yolunu tutuyoruz. Ara sokaklardaki otelimize yerleşip, Mehrangarh kalesine bir an önce gitmeye karar veriyoruz.

DSCF5336x

Sanskritçede "Güneş" anlamına gelen Mehrangarh, yaklaşık 120 metre üzerindeki bir dağ üzerinde kurulu. 1638-78 yılları arasında yapımı tamamlanan kaleninsahibi olan Udaipur mihracesi Umaid Bhawan, aynı zamanda kentte otel olarak da kullanılan muhteşem bir sarayın da sahibi. 

Tuk-tuk ile kaleye varıyoruz. Giriş adam başı turistler için audio guide ile birlikte 500’er rupi. Görevlinin audio guide için birimizin pasaportunu istemesiyle başımızdan aşağıya kaynar sular dökülüyor! Hatırlıyoruz ki pasaportlarımız bu sabah geldiğimiz Pushkar'da; Cenk'in parlak fikriyle koyduğumuz yatağımızın altında! Birden o çileli yolu tekrar hatırlıyoruz, bir an önce tekrar toplanmalı, otobüs bileti almalı ve Pushkar'a geri dönmeliyiz! Panikle kaldığımız oteli arayıp, pasaportlarımızın halen yatağın altında olup olmadığını kontrol etmelerini istiyoruz. Oteldeki görevli Chandra bizim otelden ayrılışımızdan hemen sonra pasaportları bulduğunu, arkamızdan yetişmeye çalıştığını ancak bizi bulamadığını söylüyor. Bu iyi haber en azından pasaportlarımız halen var. Daha sonra Chandra'nın aklına harika bir fikir geliyor. Diyor ki "Ben bunları otobüs şoförüne versem, siz Jodhpur'daki durağa gidip alabilir misiniz? 100-200 Rupiyi bahşiş olarak verseniz yeterli." Bu teklif harcayacağımız eforu düşünürsek çok cazip, ama hiç tanımadığımız birine pasaportları teslim etme fikri insanı tedirgin ediyor doğrusu. Bu planı risk alarak denemeye değer buluyoruz. Yarın öğlen 12'de otobüs durağında şoförle buluşmak üzere randevulaşıp Jodhpur'a kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Mehrangarh Kalesi’ne pasaport yerine bıraktığımız kredi kartı ile audio guide’larımızı alıp, gezmeye koyuluyoruz.  Kalenin surları 36 metre yüksekliğinde, 21 metre genişliğinde. Oldukça heybetli görünen kaleye girebilmek için 7 tane kapıdan geçiyorsunuz. Her kapının özel bir ismi var. Üçüncü kapı (Lahapol-Demir Kapı) dan geçerken kapının yanında 15 tane el izi şekli görüyoruz. Bu izlerin 1843 yılında Mihrace Man Singh öldüğünde kremasyonu sırsında kendilerini ateşe atarak öldüren 15 eşinin anısına yapıldığını anlıyoruz.

DSCF6967x

“Sati” denilen ve artık yasadışı olan bu gelenek resmi kaynaklara göre günümüzde uygulanmıyor gibi gözükse de işin aslının böyle olmadığı biliniyor. “Sati”nin özellikle kırsal bölgelerde kadınları yüceltici bir davranış olarak halen kabul gördüğünü üzülerek öğreniyoruz.

Kalenin müzesinde saray eşrafının kullandığı tahtarevanlar (mohi), fil eyerleri, beşikler ve daha bir çok eşya sergileniyor. Bu arada Türkiye'den geldiğimizi öğrenen bir amcanın derhal cebinden 5 liralık bir bankot çıkararak ''bunu bana bozar mısınız?'' demesi bizi şaşırtıyor doğrusu.

DSCF6988x

Ardından sarayı gezmeye devam ediyoruz, bazı bölümler süslü işlemeleri ile göz alıyor.

DSCF5375y

Daha sonra kalenin içindeki süslü odaları gezmeye başlıyoruz. Moti Mahal (İnci Sarayı), Phool Mahal (Çiçek Sarayı) ve Şuh Mahal (Huzur Sarayı) gezdiğimiz yerler arasında.

DSCF7022x

DSCF7034x

En tepeye çıktığımızda mavi şehri kuşbakışı seyredebiliyoruz.

DSCF5401x

Burada biraz oyalanıp kaleden aşağıya yürümeye karar veriyoruz. Bu arada birkaç gün içinde kentte belediye seçimleri olduğundan bir süredir devam eden kadınların başı çektiği gösteriler had safhada. 

DSCF5551x

Bir kaç saat şehri geziyoruz. Özellikle ışıklandırılmış saat kulesinin hemen yanındaki Sardar Market’te baharatçılar ve çaycıların yoğun olduğu büyük bir pazar yerini geziyoruz. Şehirde biraz daha oyalanarak otelin yolunu tutuyoruz, otelin restoranı hiç tahmin etmediğimiz şekilde muhteşem bir kale manzarası ile bizi karşılıyor. Yemeğimizi yiyip ertesi günkü pasaport maceramızı heyecanla beklemek üzere günü noktalıyoruz.

18.11.2014  (Jodhpur -> Jaisalmer)

Sabah oteldeki görevliye pasaportları getirecek şoförü aratıyoruz. Saat 12'deki buluşmayı teyit ettirip aklımızın kaldığı diğer yerleri gezmek üzere bir tuk-tukla anlaşıyoruz. Jaswant Thada (White Temple, Beyaz Tapınak) ve ünlü Umaid Bhawan Sarayı’nı gezdikten sonra pasaportlarımızı teslim alacak; Jaisalmer otobüsüne binmek üzere otogara gideceğiz. 

Jaswant Thada Jodhpur maharacalarına ait anıt mezarların olduğu bir tapınak.

DSCF5479x

Çok incelikle yapılmış bembeyaz renkli yapı, hemen yamacında kuğuların yüzdüğü dingin göl, bakımlı bahçesi ve kale manzarası ile çok huzurlu gözüküyor. İçeride maharacaların resimleri tüm duvar boyunca sıralanmış.

DSCF5469x

Bir kaç fotoğraf çekip, zamanımızın kısıtlılığı ve pasaportlara kavuşacak olmanın heyecanı ile kentin diğer ucundaki Umaid Bhawan Sarayına (Chittar Sarayı) doğru yola çıkıyoruz.

Burası, 1929 yılında inşaatına başlanıp yaklaşık 15 yılda 3000 işçinin çalışarak tamamlayabildiği, 347 odadan mütevellit,  şimdilerde en ucuz odası 2000 lirayı bulan lüks bir otel olarak kullanılan bir saray. Bu kadar uzun süre bu kadar çok kişinin çalışması o dönemlerdeki büyük kuraklık sonrası mihracenin insanlara iş istihdam etme arzusu olarak da açıklanıyor. Buranın sahibi Mihrace Umaid Singh ayrıca Mehrangarh Kalesinin de sahibi. Sarayın içinde otel olarak kullanılan alana girişe izin verilmiyor. Gezilebilinecek yerlerde de mihracenin fotoğrafları, özel koleksiyonları, arabaları ve eşyaları sergileniyor. 

DSCF5541x

Biz burayı biraz aceleyle geziyoruz, çünkü pasaportumuzu almak için gideceğimiz yola geç kalmak en son istediğimiz şey! Yarım saat süren bir yolculuk sonrası buluşacağımız yere varıyoruz, beklediğimiz dakikalar saat gibi geliyor ve nihayet Pushkar-Jodhpur otobüsü gözüküyor. Koşarak şoförü buluyoruz o ise eliyle muavini gösteriyor. Muavin pantolonunun düğmelerini açıp, iç çamaşırına bağladığı pasaportlarımızı bize teslim etmeden önce büyük bir ciddiyetle cep telefonumuzu arayıp emaneti doğru kişilere verdiğini teyit ediyor. Ve korkulu rüya bitiyor; pasaportlarımıza kavuşuyor ve bunu büyük bir ders olarak zihnimize kazıyoruz. Demek ki neymiş; pasaportları yatağın altında saklamak o kadar da akıllıca değilmiş.

Üstümüzden büyük bir yük kalkıyor, acilen otele dönüyor, çantalarımız alıyor ve otogarın yolunu tutuyoruz. Otobüs kalkmadan yaklaşık 5 dakika öncesinde biletimizi almayı başarıyoruz. Bunu da yolda yemek üzere aldığımız leziz samosalarla kutluyoruz.