21.02.2015  (Hanoi -> Vientiane)

Sabah uyandığımızda Vietnam – Laos sınırında park halindeyiz. Mesainin başlamasıyla Vietnam’dan çıkış işlemlerimizi yapıyoruz. Vizemiz 20 Şubat’ta sona erdiği için daha önce endişe duysak da; otobüste bizim gibi vizesinin son günü yola çıkanların olduğunu görünce rahatlıyoruz. Vietnam vize tarihleri konusunda çok hassas ancak vizenizin geçerli olduğu son gün yola çıkmış olmanız kaydıyla bir günlük gecikmeleri sorun etmiyor. Biz de ülkeden bir gün geç çıkma cezası olarak 1’er dolar karşılığı dong verip, çıkış damgalarımızı vurduruyoruz.

DSCF4695x

İki ülkenin sınır kapılarının arasında yaklaşık 15 dakika yürüyoruz.

DSCF4703x

Laos sınır kapısına yaklaştığımızda daha önce Vietnam tarafından kullanılıp da Laos’a hibe edilen terkedilmiş binaların arasından geçiyoruz.

DSCF4705x

Türkiye Cumhuriyeti pasaportu ile sınırdan Laos vizesi alamadığımızı duyduğumuz için Bangkok’tan aldığımız vizelerimiz hazır. Ancak yine de sadece bizden 17 biner kip (1 TL = yaklaşık 3000 Laos Kipi) daha para vermemiz isteniyor. Diğer milletlerden gezginler de vizelerini aldıktan sonra, yola devam ediyoruz.

DSCF4714x

VİENTİANE

Yola çıkmamızdan 26 saat sonra; akşam saat 17:30 gibi Laos'un başkenti Vientiane’ye varıyoruz. Otobüsten iner inmez bizi karşılayan bir hostel görevlisinin ısrarları karşılık buluyor. Bizle beraber yaklaşık 10 kişilik bir grup, adamın aracına binip hostelinin bulunduğu yere gidiyoruz. Yatakhanede 2 kişilik fiyatın, özel oda fiyatından çok olması buradan çantalarla başka bir yer aramak anlamına geldiğinden zaman kaybetmeyip otel aramaya başlıyoruz. Bizimle birlikte otobüste tanıştığımız 2 Çek çocuk da geliyor. Otellerin hem dolu, boş olanların da pahalı olmaları sebebiyle epey bir otel dolaştıktan sonra, balkonuyla aklımızı çelen Phoung Champa Otelde karar kılıyoruz (Gecelik oda fiyatı 145bin kip). Çantaları bırakıp kısa bir akşam gezmesi ve yemek için kendimizi dışarı atıyoruz.

DSCF4721x

Viantiene'de akşam gözüyle ilk izlenimimiz, sakin bir yer olduğu. Kaldığımız yer, akşam pazarının hemen yakınında olduğundan, ilk işimiz pazarı dolaşmak oluyor.  Gittiğimiz her ülkeden, Cenk için tişört, Çağla için bileklik ve evimiz için de magnet ve minik bir heykel almaya çalışıyoruz. Bu bir süre sonra bizim için bir gezi ritüeli gibi oluyor. Burada da bakınırken Nha Trang'daki tekne gezisinde tanıştığımız Yunan Irıs ve arkadaşlarına tekrar rastlıyoruz. Sabah çok erken bir saatte tuktuk kiralayarak Buda park ve çevredeki bir kaç tapınağı gezme fikirlerini öğrenince biz de plana dahil oluyor ve 7'de buluşmak üzere onlarla sözleşiyoruz. 

Akşam, uzun zamandır hayallerimize süsleyen İstanbul Restoran'a gidiyoruz ama kapısına vardığımızda görüyoruz ki restoran kapanmış! Önce tatildeler mi acaba diye düşünüyoruz, ancak komşu dükkana sorunca uzun zamandır kapalı olduğunu öğrenip adeta yıkılıyoruz! Ama ya patlıcan kebap, peki ya mantı? 

Hayallere veda edip, yakınlardaki bir restoranda batılı tarzda bir şeyler yemek üzere alıyoruz soluğu. Uzun zamandır yediğimiz Asya yemeklerinden zaman zaman sıkılıyoruz doğrusu. Çağla, mantı beklentisinin boşa çıkmasının yarattığı hayal kırıklığına ek olarak, sipariş ettiği makarnasının da tamamen Asya usulü soslarla tatlandırılması üzerine isyan edip yemeğine küsüyor. Cenk ise kendi pilavına Çağla'nın makarnasını katık edip bir karbonhidrat bombası şeklinde restorandan çıkıyor, otele dönüyoruz.

22.02.2015  (Viantiane)

Sabah aynı sözleştiğimiz üzere 7’de buluşup, atlıyoruz bir tuktuka. Toplam 8 kişiyiz, grupta Cenk dışında herkes kadın ve bizim dışımızda herkes Avustralya'da yaşıyor.

İlk istikamet, "Xieng Khuan – Spirit City" ya da  "Buda park". Burası 1958 yılında bir rahip tarafından tasarlanmış, bir tapınak olmasa da dini öğelerle dolu, halka açık bir park. 200'den fazla Hindu ve Budist heykeli barındırdığından, özellikle turistlerin de çok ilgisini çekiyor. 

DSCF4757x   

Yaklaşık 25 km'lik yolu alıp, parka giriyoruz (Giriş: 10bin kip)İçeride insanlar, hayvanlar ve Tanrılar'ın heykelleştirildiği, hem Budizm, hem de Hinduizm'e ait inanışlara ait yüzlerce ilginç eseri incelemeye başlıyoruz. 

DSCF4747x

Girişteki yer alan kabak şeklindeki dev heykelin 3 katının; cehennem, dünya ve cenneti sembolize ettiğini öğreniyoruz. Bu, 3 metre uzunluğundaki  şeytan kafası şeklindeki heykelin, ağzından girip, merdivenlerle yukarı çıkıyoruz ve işte "cennet"teyiz! En üst katından tüm parkı seyretmeye koyuluyoruz. Bu arada Iris'in çığlığını duyuyoruz, kendisi cennetten, cehenneme inerken fena halde düşmüş! Allahtan kırığı çıkığı yok ama her tarafı yara bere içinde kalıyor, pantolonu yırtılıyor, bu da bizim haliyle tadımızı kaçırıyor.

DSCF4739x

Parkın garip ve korkunç tasarımlı heykellerini gezip, 120 metre uzunluğundaki "uzanan Buda"yı da fotoğraflayıp, buradan ayrılıyoruz.

DSCF3849x

İkinci istikamet, "Patuxay" isimli zafer anıtı. Bu anıt, 1957 ve 1968 yılları arasında inşa edilmiş ve Fransa'ya karşı özgürlük mücadelesi verenlere adanmış.

DSCF4762x

Paris'te bulunan "Arc de Triomphe"ye benzetilen bu anıt, "kinnari" denilen yarı kadın, yarı kuş şeklindeki mitolojik canlı figürü ile dekore edilmiş.

DSCF4767x

DSCF3909x

İlginç bir başka ayrıntı da her ne kadar anıtın üstünde "Çin'in yardımları ile yapılmıştır" yazsa da, bu yapının inşasının Amerika'nın Laos'a yeni bir havalimanı yapılması için verdiği ödenek ve çimento ile tamamlandığı söyleniyor. Anıtın tepesine çıkıp şehri kuşbakışı izliyoruz. 

DSCF3913x

Daha sonra Sisaket Tapınağı'na gidiyoruz.

DSCF3938x  

Burası, 1818 yılında Lao mimarisinden ziyade Tay mimarisi ile inşa edilmiş bir tapınak.

DSCF4804x

İçinde 2000'den fazla gümüş ve seramikten Buda heykeli bulunuyor.

DSCF4802x

Daha sonra rotamızı tam karşısında bulunan Haw Pha Kaew'e çevirsek de restorasyon çalışmaları olduğundan maalesef içerisindeki tapınağı gezmek mümkün olmuyor, bahçesinde dolanıyoruz.

DSCF4841x 

Bu arada güneş tam tepemizde ve biz çok aç hissediyoruz. Avustralyalı grupla vedalaşıp, yemek yemek üzere bir yere giriyoruz. Amacımız yemek yedikten sonra ulusal müzeye gitmek. Nitekim 15.45 gibi müzeye ulaşıyoruz, ancak maalesef müzenin 16’da kapanacağını öğreniyor, bu planımızı ertesi güne bırakıyoruz. 

Şimdiki amacımız Laos'un en önemli tapınaklarından biri olduğunu öğrendiğimiz  "Pha That Luang (Altın Tapınak)"a gitmek. Bir tuktukla anlaşarak yola koyuluyoruz. Hemen yol üstünde "That Dam" olarak bilinen siyah pagodayı da ziyaret etmeyi ihmal etmiyoruz.

DSCF4946x

Altın Tapınak'ın ilk olarak, 3. yüzyılda bir Hindu tapınağı olarak inşa edildiği ve 13. yüzyılda ise Khmer tapınağı olarak tekrar yapıldığı düşünülüyor.

DSCF4004x

Önemli bir başka ayrıntı, Buda'nın göğüs kemiğinin buradaki stupanın içine gömülü olduğu inancı. Bölgedeki saldırılardan dolayı bir çok kez tekrar inşa edilmek durumunda kalan bu tapınak, Laos'un en önemli ulusal anıtı ve sembolü kabul ediliyor.

DSCF4885x

Biz de kalabalığa karışıyor ve tapınağı gezmeye başlıyoruz. Burası dışındaki altın kaplama yapısı ile gerçekten göz alıcı gözüküyor.

DSCF3983x

Altın Tapınak'ı gezdikten sonra, çevresindeki diğer göz alıcı yapıları da ziyaret ediyoruz.

DSCF4900x

Bizi bekleyen tuktukumuza atlayıp otele geri dönüyoruz. Bu arada gökyüzü kapkara, fena bir yağmurun geleceğini anlatmaya çalışıyor gibi bize.

DSCF4063x

Gerçekten de kısa bir süre sonra sert bir rüzgara eşlik eden, şiddetli bir yağmur başlıyor. Tam zamanında otele döndüğümüz için keyfimiz yerinde. Kısa süre sonra elektrikler gidiyor ve biz de bu anı fırsat bilip çok erken saatte başlayıp, yoğun geçen günü biraz dinlenerek değerlendirmeye çalışıyoruz. 

Kalktığımızda halen elektrikler yok; akşam yemeği yemek için kendimizi karanlık sokaklara atıyoruz. Çok geçmiyor yağmur tüm şiddetiyle bu sefer bizi dışarıda yakalıyor, sırılsıklam oluyoruz. Kendimizi bulabildiğimiz en yakın restorana atıyor, buranın meşhur Mekong balığını, yerel bir lezzet olan "Laap" ile tatlandırıp, ıslak da olsak, yağmurun keyfini çıkarmaya çalışıyoruz.

23.02.2015  (Viantiane)

Sabah erkenden kalkıp bir tuktukla vizemizin uzatılacağı göçmenlik bürosuna gidiyoruz. Veznedeki görevli pasaportumuzu uzatmamızı isteyince Çağla'nın pasaportları odada unuttuğunu anlayıp, otele dönüyor ve pasaportları alıp tekrar büronun yolunu tutuyoruz. Çağla çok mahçup; daha önce benzer duruma düşen Cenk ise, durumun eşitlendiğinden dem vurup eğleniyor. 

DSCF4918x

Tekrar göçmenlik bürosuna varıyoruz, etraf sakin. Bir kaç turist dışında kimsecikler yok! Vizemizi uzatmak istediğimize dair uzun bir form doldurmamız isteniyor. 2 hafta kadar daha uzatmak istediğimiz vize için, vezneye işlem ücreti ve günlük 2$'lık uzatma ücretini yatırıp, formu dolduruyoruz. Görevliye elimizdeki tüm belgeleri teslim ettiğimizde, kadın hiç bir belgeye bakmadan en üstteki pasaportumuzu görüyor ve işte o anda çok şaşırdığımız bir şey oluyor!

Kadın "Siz Türk müsünüz?" diye soruyor önce. Evet cevabını alınca da "Üzgünüm, Türkler'in vize uzatması mümkün değil, yardımcı olamıyorum" diyor. O kadar şaşırıyoruz ki, beynimiz sırf Türk olduğumuz için reddediliyor olmamızı "nedense" kabul etmek istemiyor. Defalarca soruyoruz, ama cevap hep aynı "Türkler'in vizesi uzatılmıyor". O sırada yanımıza Malina geliyor, kendisi Alman. Uzatma işini 5 dakikada hallettiğini söyleyince daha da moralimiz bozuluyor. 

Laos vizemizi iyi ki sınıra bırakmadan, Bangkok'dan almışız diye züğürt tesellisi içindeyken, bir başka görevliye gidip durumu çaresizce tekrar soruyoruz. Kadın pasaportumuza bakıyor ve o an bizim için mucize gibi bir şey oluyor. Kadın "Size kapıda 1 ay kalma mühürü vurmuşlar zaten, daha önce aldığınız vizedeki tarihler ülkeye giriş yapma tarihleriniz, ödediğiniz 32'şer doları geri alın lütfen, 1 ay ülkede kalabilirsiniz diyor”.

Bir tarafımız sevinirken, diğer tarafımız üzülüyor. Laos’tan çıkış yaparken sorun yaşarsak diye de içimize kurt düşüyor. Kadının söylediği şey şu; "uluslararası bir sınırı kullandığınız sürece sorun yok!". İşimizi şansa bırakmayıp, bir sonraki durağımız olan Kamboçya’nın uluslararası sınırlarının ismini alıyoruz. Binadan dışarı çıkarken şu bir saatte yaşadığımız karmaşık duyguları bir kenara bırakıp, yeni bir Laos programı yapmamız gerektiğini düşünerek, 1 aylık vizenin keyfini çıkarmaya karar veriyoruz. 

Hemen yakınlardaki sabah pazarına uğrayıp, şöyle bir bakınıyoruz. Laos kadınların favori eteği “sinh” kumaşı satan dükkanlar bu pazarın gözdesi anlaşılan!

DSCF4931x

Bir süre pazarda oyalanıp, Laos'taki favorimiz olan meyveli shake ve sandviçimizi mideye indirip dün kapalı olduğu için gezemediğimiz Lao Ulusal Müzesi’ne gidiyoruz.

DSCF4972x

Ulusal müze; bahçesinde rengarenk manolya ağaçlarının bulunduğu, 1925 yılında yapılmış, Fransız koloni mimarisi örneği güzel bir bina içerisinde yer alıyor. Daha önce çalınıp Tayland'a kaçırılmak üzereyken yakalanan altın ve gümüş Buda heykelleri için yeni hazırlanan kafes vitrin, dikkatlerden kaçmıyor.

DSCF4954x

İlk bölümlerde tarih öncesi çağlar ve yakın çağa kadar olan Laos tarihi, sonra ise Fransa ve Amerika'ya karşı yürütülen özgürlük mücadelesinin günümüze kadar gelen kısmı, sistematik bir şekilde anlatılıyor müzede.

DSCF4959x

Son bölümler ise; hangi bakanlık ne yapıyormuş, hangi devlet başkanları ziyaret etmiş, hangi uluslararası örgütlere üyelermiş gibi günümüz Laos'undan bilgiler veriyor.

DSCF4968x

Her ne kadar bazı bölümlerinde İngilizce açıklamalar unutulmuş olsa da, bizi 2 saat boyunca bilgilendirmeyi başarıyor doğrusu.

Çıkışta tekrar kara bulutlar sarıyor gökyüzünü. Otele ulaşmamızın üzerinden 10 dakika geçmiyor ki, şiddetli bir yağmur yağmaya başlıyor. Odada biraz oyalanıp, ertesi gün için doğası ve partileri ile meşhur Vang Vieng biletimizi alıyor ve Mekong nehri balığı ve papaya salatası ziyafeti ile günü noktalıyoruz.