Chitwan

 

CHITWAN

DSCF5167x  

06.11.2014  (Pokhara -> Chitwan)

Sabah erkenden kalkıp, otobüs terminaline gidiyoruz. Bizimle birlikte onlarca gezgin de beklemede. Biz yarı yolda rafting yapmak için ineceğimiz Katmandu otobüsüne bineceğiz. Uyanık yerel satıcılar Hindistan ve Nepal’de yabancıların çörek talebine yönelik ünlü girişimleri “German Bakery” ürünlerini sıcak sıcak satma derdindeler. Yerel değil ya, önce mırın kırın ediyoruz, sonra uzun bir yolun bizi beklediğini farkederek satıcılardan birinde alıyoruz soluğu. Tarçınlı açmalar henüz sıcak ve nefis kokuyorlar. Tadı bizim tadlara çok yakın, özlemişiz, bir çırpıda yiyip bitiriyoruz.

Bir süre bekledikten sonra otobüsümüz hareket ediyor. Yol yaklaşık 4 saat sürüyor. Otobüsün bizi bıraktığı kulübeden bozma rafting evinde bize kask ve can kurtaran yeleği veriyor, sırt çantalarımızı parkurun bitiş noktasında teslim alacak şekilde araçlarına yüklüyorlar. Bizimle beraber 1’i Avustralyalı, 2’si Güney Afrikalı, 3’ü Çinli toplam 6 kişi daha var rafting yapacak. Kısaca kurallar anlatıldıktan sonra rafting zamanı!

Daha önce Rize Fırtına Deresi’nde rafting yapan Çağla’nın bu ikinci rafting macerası olacak. Cenk'in ise ilk deneyimi olacağı için biraz daha heyecanlı görünüyor. Gruptaki Güney Afrikalı iki abi oldukça  hazır, adrenalin bağımlısı olduklarını hemen belli ediyorlar. Daha sonra öğrendiğimiz kadarıyla kısa zaman önce 6000 küsür metreye çıktıkları bir faaliyetten gelen bu abiler 55 yaşındalarmış. Avustralyalı kadın ise buradan sonra trekkinge gidecekmiş, heyecanla rotasını anlatıyor. Nepal’de anlıyoruz ki dünya trekking aşkıyla tutuşuyor, kilometrelerce yol katediyor da bizim Türkiye’de bundan pek haberimiz yokmuş. Çinli kızlarla ise pek iletişime geçemiyoruz. Zaten botumuzun lideri genç rehber çat pat Çincesiyle kendileri ile yeteri kadar iletişimde, kendi aralarında devamlı gülüp eğleniyorlar.

Hava ise güneşli ve açık ancak su çok soğuk, Çağla çok üşüyor. Fazla akıntı (rapid) olmayan yolculuğumuz yaklaşık 2,5 saat sürüyor. Hemen kıyıya gidip, sırılsıklam olan üstümüzü kuru kıyafetlerle değiştiryoruz. Tur kapsamındaki restoranda dal bhat’larımızı yiyip, fazla vakit kaybetmeden Chitwan otobüsünü beklemeye koyuluyoruz. Otobüs yaklaşık 10 dakika içinde geliyor. Sırt çantalarımızı otobüsün üstüne atıyorlar ve biz o kadar engebeli bir yolda hiçbir çantanın nasıl düşmediğine halen akıl sır erdiremiyoruz!

Bindiğimiz halk otobüsü ve ağzına kadar çuval ve koli ile dolu, en son sırada şansımıza iki tane boş yerin kaldığını görsek de gördüğümüz o yere ulaşmak hiç kolay olmuyor. Ulaştıktan sonra da çantalarımızla sığışmak bir o kadar zor. Bir süre sonra Cenk'in kucağındaki çantaya yanındaki genç arkadaşın kafası da ekleniyor ve bir hayli yorgun olduğu anlaşılan çocuk Cenk'in huzur dolu kucağında tatlı tatlı uyumaya başlıyor. Yol yaklaşık 2.5 saat sürüyor. Hindistan’a bir hayli yakın olan Chitwan’ı daha önce ziyaret ettiğimiz Hindistan'a benzetiyoruz. Siyasi sınırların yapaylığı net olarak hissediliyor. Sokaklar Hindistan sokakları kadar pis, hava Kuzey Hindistan havası gibi puslu ve kirli. İnekler yine çöpleri didikliyor, ineklerin yemediği çöpler ateşe verilmiş yakılıyor. Kısa bir süre sonra Hindistan'a döneceğimiz için bize bir nevi hazırlık olacak galiba diye düşünürken şoför Chitwan'a geldiğimizin haberini veriyor.

Chitwan Sanskritçe "Ormanın Kalbi" anlamına geliyor. Gerçekten de burası 1973'te Nepal'in ilk milli parkı olarak kurulmuş ve 1984 yılında Dünya Miras listesindeki yerini almış koca bir doğal ormanlık alan. Burada meşhur bengal kaplanı da dahil 40'dan fazla memeli ile yaklaşık 500 çeşit kuş yaşıyor. Yöre insanı sıtmaya karşı bağışıklıkları olduğu bilinen "Tharu"lar. Her yıl bir çok turist bu doğal parkı görmek için Chitwan’a geliyor.

Otobüsten indikten sonra otelden bizi almaya gelen kişiyi bulup sanırım şu ana kadar görüp görebileceğimiz en tozlu arabaya biniyoruz. Yaklaşık 15 dakika sonra otelimizdeyiz. Otelimiz bu sefer, Katmandu ya da Pokhara'dan da ayarlanabilen 2 ya da 3 günlük turların yapılabildiği balta girmemiş bir ormanın sınırında yer alıyor. Bizi önce bahçeye buyur ediyorlar. Hindistan'da her otelde kalışımızda doldurduğumuz uzun ve sıkıcı formlardan getireceklerini düşünerek beklemeye koyuluyoruz. Oysa bu sefer gelen form değil iki su bardağı dolusu kola oluyor. Görevli "welcome drink"lerimizden sonra odamızı göstereceğini söyleyip yanımızdan ayrılıyor. Acele ediyoruz, çünkü 10 dakikalık bir süreçte bu kadar çok sivrisinek saldırısına maruz kalmak gözümüzü korkutuyor. Gezimizin başından bu yana taşıdığımız sivrisinek spreylerini kullanma vakti diye düşünerek odamızın yolunu tutuyoruz. Odada  asılı duran cibinliği de gördükten sonra spreyimizi hemen kullanıma açıyoruz. 

10 dakika önce başlamış akşam yemeği için restorana koşturuyoruz. Gene acele ediyoruz, çünkü  yaklaşık 15 dakika sonra kasabanın kültür merkezindeki Tharu dansları gösterisine giden araca yetişmek istiyoruz.  Restoranda 2 günlük tur programının ayrıntılarını da buluyoruz.

İlk gün: şehir turu, akşam geleneksel dans gösterisi, ikinci gün: sabah kano ve orman yürüyüşü sonrası fil bakım merkezine ziyaret, öğlen yemeği sonrasi fil safarisi. Dileyenler jiple safari, trekking, kuş gözlem evine yürüyüş gibi aktivitelere de de ücret karşılığında gidebiliyor.

Açık büfe ortalama bir vejeteryan yemeği sonrası bizim gibi yaklaşık 15 kadar gezgin, bir kamyonetin arkasına doluşup gösterinin yapılacağı salona doğru yol alıyoruz. Bu gösteri de 2 günlük tur programımızın içinde olduğundan herhangi bir ücret ödemiyoruz. Salon oldukça dolu, üstelik sadece turistler değil, hatırı sayılı bir Nepalli topluluk da bu yörede yaşayan  Tharu'ların  yerel danslarını izlemek için salonda hazır bulunuyor.

Işıklar kapanıyor ve  yerel kıyafetler içinde kızlar ve erkeklerden oluşan yaklaşık 20 kişilik bir ekip gösterilerine başlıyor. İlk dans sadece kadınlar tarafından icra edilen "Clapping dance", ikinci ve üçüncüsü önce kadınlar ve sonra erkekler  tarafından ritmik şekilde sopalara vurularak yapılan "Stick ve  Thekara dance", dördüncü dans geleneksel tavuskuşu tüyleriyle kaplı bir müzik enstürmanıyla yapılan  "Dafu dance", beşinci dans ise -ki bizim favorimizdi- tavuskuşu kıyafeti giyen biri tarafından icra edilen "Peacock dance".

DSCF5034xx

Daha sonraki bir kadının mütemadiyen semazen gibi döndüğü  "Jhumra dance" ve ateşten topların döndürülmesiyle yapılan "Fire dance" oldukça ilgi çekiyor. Son olarak tüm izleyenlerin sahneye davet edildiği; saat yönünün aksine dönerek herkesin kafasına göre dans ettiği Jhilli Dance ile gösteri sona eriyor. 

DSCF5057x

Birbiri ardına hızla yapılan gösteriler sonrası ilk gecemizi geçirmek üzere otelimizin yolunu tutuyoruz. Sabah erkenden kano gezisiyle güne başlayacağız.

07.11.2014  (Chitwan)

Sabah 6’da kalkarak bol baharatlı "Indian stlyle" kahvaltımızı yapmak üzere restorana iniyoruz. Çağla kahvaltıdan hemen önce sıtmadan korunma amacıyla akşam alması gereken antibiyotiğini de alıyor. Ancak aç karnına aldığı için olsa gerek ilaç dokunuyor ve hiç bir şey yiyemiyor. Zor bir başlangıçla merhaba dediğimiz güne kano gezintisi yapılacak olan yere yürüyüş ile devam ediyoruz. Bu arada askeri bölgeden geçerken bir gergedan (rhino) ile rastlaşıyoruz. Askeri barakaların arasında dolaşan, askerlerin beslediği kedi köpek gibi bir gergedan. Yaklaşık 20 dakikalık bir yürüyüş sonrası 15 kişilik tek sıra halinde binilen, incecik tahta kanomuzun minik oturaklarına yerleşiyoruz. Dengeyi kaybetmemek için son derece dikkatle bindiğimzi kano, eski kabilelelerin de kullandığı, tek bir kişinin kürekle yönlendirebildiği bir araç.

DSCF5065x

Rapati nehrinde 45 dakika boyunca yaptığımız gezintide timsahlara rastlıyoruz.

DSCF3873x

Gezinti boyunca özellikle rengarenk kuşlar ve hemen yanlarındaki yuvaları dikatimizden kaçmiyor.

DSCF3868xx

Sonra kanomuzdan inerek orman yürüyüşüne başlıyoruz. İlk dikkatimizi çeken “termit yuvaları” oluyor. O kadar farklı bir yapısı var ki. Rehber birden yuvaya yumruk atmak suretiyle içindeki larvaları bize göstermeye çalışıyor. Bunun gerekli olmadığını anlatmaya çalışıyoruz ancak genç rehber ile anlaşmak İngilizcesi iyi olmadığından kolay olmuyor. ,

DSCF5121x

DSCF5122x

Kendisi sadece görebileceğimizi söylediği her hayvan için "siz şanssızsınız, dün aynı yerde 2 tane görmüştük" minvalinde bir şeyler söylüyor. Hatta bizi büyük bir ciddiyetle durdurup, şimdi size gergedanların ayak izlerini göstereceğim diyerek, bir kaç ayak izi gösteriyor, biz de elbet bu muhteşem şansı kaçırmıyor ve hemen bunu fotoğraflıyoruz.

DSCF5134x

Bu arada Cenk de dahil gruptan bir iki kişinin ayağına sülük yapışıyor. Oldukça acılı bir çıkarma işleminden sonra kaplana niyet, sülüğe kısmet burukluğu ile görebildiğimiz tek hayvan olan geyikleri uzaktan seyredip, nihayet fillerin beslenme alanına varıyoruz.

DSCF3904xx

O kadar tatlılar ki.. Bir kaç tane yavru fille beraber yaklaşık 10 tane fili fotoğraflıyoruz. Bu arada fillerin günde 200 – 300 kg yemek yemeleri ve 200 litre civarında su içmeleri bizi şaşırtıyor.

DSCF3916x

Maşallah deyip isteyenlerin belli bir ücret karşılığında filleri yıkayabilecekleri bölgeye gitmek için bir kayıkla karşı sahile geçiyoruz. Bizim gruptan kimse fil banyosu yapmak istemediği için sahilde filleri yıkayan insanları bir süre seyredip, öğlen yemeği için otele geri dönüyoruz.

DSCF3935x

DSCF3942x

Bol baharatlı öğle yemeği sonrası heyecanla beklediğimiz fil safarisi için kamyonet arkasındaki yerimizi alıyoruz. Kısa bir süre sonra filimiz "Alicia"'yla yolculuğa hazırız! Kendisi yaklaşık 30'dan fazla manevrayı öğrenebilmiş, 23 yaşında dişi bir fil. Üzerine 4 kişi biniyoruz, acaba ağır gelir miyiz diye de tedirginiz. Fil sürücüsü fillerin çok daha ağır yükleri kaldırabildiklerini söylüyor. İnanmak isteyerek yaklaşık 1 saat sürecek yolculuğumuza başlıyoruz.

DSCF5238x

Yolda maymunlar, geyikler ve bir tane gergedan (rhino)  görüyoruz. Sanırım leopor görme aşkımızı başka bahara bırakmamız gerekiyor.

DSCF5177ax

Gezinin sonlarına doğru sürücüsü Çağla'yı koltuğuna oturtup, fili sürmesine izin veriyor. Fil adamın bir sözüyle hortumunu kaldırıp, Çağlanın ellerini sarıyor. Bahşiş odaklı birkaç fotoğraf çekimi sonrası tatlı filimizle vedalaşarak otele geri dönüyoruz.

Eşyalarımızı bırakıp gün batımını izlemek üzere nehir kıyısına gidiyoruz. Chitwan’da insanlar çöplerini yaktıkları için hava hep puslu ve is kokuyor, tıpkı Kuzey Hindistan gibi. Güneş henüz batarken etrafı da sanki güzel fotoğraflayabilmemiz için kızıla boyuyor, biz de haliyle bu fırsatı kaçırmıyoruz.

DSCF5278x

Akşam yemeğinden sonra otelin çardağında gün içinde tanıştığımız Alman çift, Holllandalı sosyal hizmet uzmanı ve genç İtalyan şefle buluşup Everest biralarımızı içiyoruz. Güzel bir sohbet sonrası ertesi gün  "Nepal'e veda, Hindistan'a merhaba" demek için odamıza geri dönüyoruz.

08.11.2014  (Chitwan -> Gorakhpur)

Sabah erkenden kalkıp, kahvaltıya iniyoruz. Oteldeki elemanlar 2 gün önce deneyimlediğimiz dünyanın en tozlu arabasıyla, bizi sınır bölgesine götürecek otobüse bineceğimiz terminale bırakıyorlar. Sınırın Hindistan tarafında Sunauli, Nepal tarafında Belahiya yer alıyor. Bizim planımız Belahiya'dan Sunauli'ye, oradan sonra ise yaklaşık 70 km ötedeki Gorakhpur'a 4,5-5 saat içinde ulaşabilmek. Bizimle birlikte otelde tanıştığımız İsrailli bir arkadaş da yolculuk ediyor. Kendisi birkaç kez Türkiye'ye de gelmiş bir gezgin. Yol bir yemek arası ile birlikte 5 saate yakın sürüyor. Bu arada Avustralyalı bir çocukla da tanışıyoruz. O da bu Hindistan’dan sonra uçağının İstanbul’a olduğunu, oradan Avrupa’ya geçeceğini söylüyor. Bu arada yolda tanıştığımız bir çok kişinin ya ülkemize gelmiş, ya da gelme planı içinde olduğunu gözlemliyoruz. Özellikle İstanbul çok popüler.

Aracımız bizi sınırdan yaklaşık 3km uzaktaki Bhairahawa’da indiriyor. Otobüsten iner inmez çevremizi onlarca kişi sarıyor ve Bhairahawa’dan, Sunauli'ye götürme pazarlıkları başlıyor. Sonunda otobüsteki 6 gezgin birleşip toplam 750 rupiye (kişi başı yaklaşık 5TL) küçük bir minibüs ile sınıra götürülme ve gümrük işlemlerimizi yapıp sınırdan araçla geçirilme şeklinde anlaşıyoruz.

DSCF5312x    

2 Türk, 1 İsrailli 1 de Avustralyalı’dan oluşan grubumuza katılan bir Maltalı bir de Portekizli ile yola devam ediyoruz.

Kısa ve sıkışık bir yolculuk sonrası sınırdan hemen önce elimizde kalan tüm Nepal rupisini, Hindistan rupisine çeviriyoruz. Belahiya'daki Nepal gümrük ofisinde bir form doldurup, pasaportlarımıza çıkış damgalarımızı bastırıp rotayı Hindistan sınırına çeviriyoruz.

DSCF5307x

Sınır iğne atsan yere düşmez cinsten. Yürüyenler, bisikletler, rikşovlar, tuk-tuklar, arabalar, otobüsler, kamyonlar, inekler, köpekler… Nepal sınırından çıkarken tek bir soru bile sorulmuyor.

DSCF5317x

20 metre uzağındaki Hindistan sınırında ise havalı birkaç genç asker bizi durdurup “Hayırdır, pasaport var mı, vize var mı?” diyor. Elimizdekileri gösteriyoruz, bizi yaklaşık 50 metre uzaktaki Hindistan gümrük bürosuna yönlendiriyor. Formlarımızı doldurduktan sonra pasaportlarımız ve vizelerimiz incelenecek, damgamız vurulacak ve Hindistan’a kabul edileceğiz. Tüm bu prosedür yaklaşık yarım saat kadar sürüyor.

DSCF5321x

Damgamızı vurdurduktan sonra Nepal’e geri dönüp sırt çantalarımızla bizi bekleyen minibüsümüze biniyor ve Hindistan sınırına belgelerimiz tam bir şekide yollanıyoruz. Çantalarımızı arama konusunda kararsızlık yaşayan askerler kaçakçı olmadığımızı öngörüp geç geç yapıyorlar şoförümüze.

DSCF5328x

Ve tekrar Hindistan'dayız…

 

 

Devamı (Gorakhpur, Kuzey Hindistan) için tıklayınız

 

Bir Cevap Yazın