KATMANDU

DSCF2367x

20.10.2014  (Delhi -> Katmandu)

Delhi'den havalanan uçağımız yaklaşık 1 buçuk saat sonra Katmandu Havalimanı'na iniyor. İlk kez karşılaştığımız Nepal ile Hindistan arasında olan 15 dakikalık saat dilimi farkı da eklenince saat 18:00 sularında terminale giriş yapıyoruz.  Terminale girer girmez termal kameralar karşılıyor bizi. Sonrasında diğer ülkelere girişlerimizde genelde uçakta doldurmamızı istedikleri ülkeye giriş formlarımızı dolduruyoruz. Ortalık keşmekeş, hızlı olan kazanıyor. Hayatımızın en kolay vizesini almak üzere e-vize veren makinelere yönlendiriliyoruz. Pasaportumuzu tarayan makine bizden birkaç bilgi daha girmemizi istedikten sonra fotoğrafımızı çekip bir fiş veriyor. Aldığımız fiş ve doldurduğumuz formlarla minik bir sıraya giriyoruz. Çoktan hazır ettiğimiz fotoğraflara e-vize makinesi fotoğrafımızı çektiği gerek kalmıyor. Önce para yatırıp, vizemizi alacağımız bir başka vezneye yönlendiriliyoruz. Daha sonra tanıştığımız bir kaç kişiden bu makinaları kullanarak vize alan az sayıdaki insanlardan olduğumuz öğreniyoruz, zira bu vize makinaları hiç çalışmazmış. Vee bir aylık vizelerimiz hazır, artık Nepal'i keşfe hazırız!

Kalacağımız hostelden karşılamaya gelecekleri için içimiz nispeten rahat, ilk iş Nepal rupisi almaya gidiyoruz (100 nepal rupisi= 4TL). Çok geçmeden de adımızın yazılı olduğu panoyla bekleyen hostel görevlisi beliriyor. Nepal için bir klasik olan minik Suzuki'ye atlayıp Elbrus Hostel'in yolunu tutuyoruz.

İlk gözümüze çarpan yoğun sis tabakası oluyor, üstelik insanlar maskeyle dolaşıyorlar. Hostel elemanı eski ve tozlu yolları olan Katmandu'da insanların rahat nefes almak için maske taktığını anlatıyor. Astım hastası olan Çağla ertesi gün hemen bir maske edinmesi gerektiğini düşünüyor. Hindistan trafiği ile ortak yönler gözümüze çarpsa da burası daha sakin geliyor. Kadın motor sürücülerinin çokluğu ile de Hindistan'dan ayrılıyor gözümüzde.

Yaklaşık 15 dakika sonra hosteldeyiz. Odamız küçük ama temiz gözüküyor. Eşyaları bırakıp hemen dışarı atıyoruz kendimizi. Ne de olsa en çok merak ettiğimiz yerlerden birindeyiz. Hostelimiz turistik çarşı Thamel'e oldukça yakın, başlıyoruz dolaşmaya. Öncelikle Thamel bize Varanasi'den sonra dünyanın en temiz yeri gibi geliyor. Çevrede sıra sıra hediyelik eşya satan yerler, Nepal işi kıyafet dükkanlarında pantolonlar (meşhur şalvarlarına Alibaba diyorlar, bebekler için de var ve biz yeğenimiz Tano'nun bu minik şalvarlarla ne kadar tatlı gözükebileceğini  düşünüp aklımıza almak için daha ilk günden yazıyoruz), bluzlar, çantalar, Hint işi örtüler, bir de Nepal’i ziyaret edenlerin büyük oranda trekking için gelmelerinden mütevellit birçok outdoor ürün satan yerler mevcut. Ünlü markaların taklit ve taklit olmayan malları, kesenize ve zevkinize göre büyük bir ürün yelpazesiyle önünüze  serilmiş durumda. Özellikle bazı şeyler çok ucuz. Bu arada Hindistan sonrası gördüğümüz restoran ve pastaneler de oldukça davetkar gözüküyor. İlk şoku atlattıktan sonra yüzümüzde tatlı bir gülümseme ile gördüğümüz güzel bir restorana giriyoruz. Yak isimli bu restoranda sıcak bira ve Tibet'in ünlü “moma”sını deneyeceğiz. Restoranda hiç yer yok, Çek bir grubun yanına iliştiriliyoruz. Yolculuklarınn 2 gün sonra İstanbul’dan aktarmalı olacağını ve 2 uçak arasında 5 saat zaman olduğunu söyleyerek  bir gezi planı önermemizi istiyorlar. Biraz düşünüp bunun çok da mümkün olmayacağını anlatıyoruz. Malum, çok büyük ve trafik problemi olan İstanbul’un Çek Cumhuriyeti’nin nüfusundan daha büyük bir kalabalığı barındırdığını söyleyince ne demek istediğimizi anlıyorlar. Geleneksel sıcak biramız geliyor. Çağla’ya göre, Çek arkadaşların da dediği gibi "içilemeyecek kadar kötü bir tat" ama Cenk afiyetle içiyor. Moma ise tek kelimeyle harika. Karnımızı doyurup kısa bir gezinti sonrası yorgunluğumuzu atmak üzere hostele yollanıyoruz.

21.10 2014  (Katmandu)

Katmandu'da Hinduların dini bayramları Tihar'ın (nam-ı diğer Diwali)  ilk günü. Bu bayram 5 gün boyunca değişik atraksiyonlarla kutlanan, insanlar ve Hinduizme yer alan bazı kutsal hayvanları için önemli bir gün. İlk gün yer altı ve ölüm  Tanrısı Yama için gönderilen kargalara yiyecek veriliyor. 2. gün ölüm köprüsünden geçerken rehberlik yaptıklarına inandıkları köpekler süslenip, ödüllendiriliyor. 3. gün ineklerin boynuzları boyanıp, boyunlarına çiçekler takılıyor ve zenginlik ve bereket Tanrıçası Laksmi için evler çiçeklerle süslenip, ışıklandırılıyor, havai fişek gösterileri düzenleniyor. 4. gün kendi bedenlerini kutsamaları ve yerli halk olan Newarilerin yeni yıl kutlamaları ile geçiyor (bu gün Diwali'de karı kocaların başbaşa geçirdikleri bir günmüş). Ve 5. gün tüm ailenin toplandığı ve birbirlerine hediyeler verip, şekerlemeler yedikleri, kardeşleri ile kutlamalar yaptıkları son gün. Özellikle kızkardeşler, ağabeylerinin alınlarını uzun yaşam dilekleri ve onlara teşekkür etmek adına “tikka” dedikleri boya ile boyuyorlar. Üçüncü ve dördüncü günlerde kapılarının önünü çamurlu suyla silip rengarenk toz boyalar kullanarak, Tanrıçaları Laksmi'den bekledikleri zenginlik ve bereket için yaptıkları dini sembollerle süslü “rangoli” dedikleri şekiller yapıyorlar. Kahvaltı sonrası Thamel'den geçip ünlü meydanları Durbar meydanına (Kral meydanı) ulaşıyoruz. 

DSCF2669x

Ortalık çok cümbüşlü. 

DSCF2685x

Meydana gidene kadar yol kenarlarında bayram için boyalar, çiçekler, süslemeler satanları ve ve bu satılanları almaya gelen yerli halkı görüyoruz.

DSCF2707x

Meydana zor da olsa ulaştığımızda büyük bir kalabalıkla karşılaşıyoruz. Girişte muhtemelen bayram dolayısı ile herhangi bir ücret ödemiyoruz.

DSCF2720x

Meydanda “pagoda” denilen bir çok tapınak bulunuyor. “Pagoda” genelde taş, tuğla veya tahtadan mütevellit, kat kat çatıları ile yukarıya doğru daralan dini yapılara deniliyor. Buraların içine giremesek de merdivenlerinden bu kalabalığı izleme şansı buluyor, bol bol da fotoğraf çekiyoruz.

DSCF2815x

Buradaki müzeye girme teşebbüsümüz, müzenin kapanmak üzere olması sebebiyle kabul görmüyor ve meydanın farklı köşelerinden insanları uzun uzun gözlemleme şansına sahip oluyoruz. 

DSCF2730x

Anlayamadığımız uzayıp giden konuşmaları seyreden özellikle kafalarında Nepal halkının geleneksel kebi "dhaka topi" takmış yaşlı insanlar, kurulan pazarda malını satmaya çalışan satıcılar (kurutulmuş balık çok revaçta  idi, her yerde satılıyordu), bayrama hazırlık için alışverişe gelen yerel insanlar ve bizim gibi elinde fotoğraf makinaları ile anı yakalamaya çalışan meraklı turistler ve gezginler bu kalabalığı oluşturuyorlar.

DSCF2740x

Meydandan sonra her zamanki gibi ayaklara kuvvet diyerek, şehrin arka sokaklarında kaybolmak üzere yola çıkıyoruz. Yerel halkın alışveriş yaptıkları aşırı kalabalık pazarlardan süzülüp, nüfusun yaklaşık %5'ini oluşturan Müslümanların yaşadığı yerlerdeki kelle ve sakatat sergilerini geçiyoruz.

DSCF2944x

Kalabalığın yanı sıra ciddi bir toz bulutu mevcut sokaklarda. Çağla da Katmandu sokak modasına uyup bir ağız maskesi alıyor, ve gerçekten de işe yaradığını söylüyor. Bu arada yağmur başlıyor, biz de yavaştan bir zamanlar hippilerin istila ettiği Freak Street’i (Jhocche Sokağı) aramaya koyuluyoruz.

DSCF2892x

Sağlı sollu birçok restoran, kafe ve klasik hediyelik eşya satıcılarının istila ettiği bir sokağın aradığımız sokak olduğunu anladıktan sonra yağmurdan korunmak ve açlığımızı gidermek için bir kafeye dalıyoruz. Akşam yemeğimizi klasik nepal tadlarıyla yapıp, hostelimizin yolunu tutuyoruz.

22.10.2014  (Katmandu)

Sabahın ilk ışıklarıyla kahvaltımızı edip, Patan (Lalitpur)’a gidiyoruz. Katmandu Vadisi’ndeki 3 Durbar Meydanı’ndan ikincisi Patan’da. Giriş çıkışı halka açık olan Patan Durbar Meydanı’na giriş için yabancı olduğumuz için 500'er rupi ödeyerek, başlıyoruz dolaşmaya. Bugün Tihar'ın 2. günü olduğu için boyunlarında “marigold” çiçekleri, alınlarında “tikka” olan onlarca köpek ile yürüyüş yapan bir kalabalık ilk gördüğümüz şey oluyor.

DSCF2953x

Aslında Katmandu'daki Durbar'a oldukça benzeyen bir meydandayız. “Pagoda”larda biraz oyalanıp, Golden Temple'ı (Hiramyavarna Mahavihara) buluyoruz. Burası bir Hindu tapınağı, girerken üstünüzdeki deri kemer ve ayakkabı da dahil her türlü deri eşyayı çıkartmak durumundasınız. Burada tüm evrenin bir  kaplumbağanın sırtında taşındığına dair efsaneye atıftta bulunmak için bırakılan kaplumbağayı da görüyoruz. 

DSCF3045x

Hava çok sıcak ve sanırım başımıza güneş geçiyor, çünkü  burada çok görmek istediğimiz ancak tamamen bambaşka bir yerde olan Paspupatinath'ı aramaya koyuluyoruz. Oldukça uzun bir mesafe katedip Bagmati nehrine gidiyoruz, gözümüz “ghat” arıyor ama nafile, buranın aradığımız yer olmadığını farkedip yolumuz üstündeki bir “stupa”da (Budist tapınağı bkz. alt paragraf) biraz dinlenerek meydana geri yollanıyoruz.

Meydanın tam ortasına bayram dolayısı ile sanırız yapılabilecek en saçma organizasyon için ring kurulmuş. İki irice adam ringin ortasında Amerikan güreşine tutuşmuşlar. Nepal ve Hinduizmde güreşçilerle ilgili simgeler ve efsaneler bulunmakta.

DSCF2319x

Böylesine barışçıl insanların bize tuhaf gelen  bu organizasyonu bu sebeple düzenlediklerini  farzedip, izlemeye çalışıyoruz. Kalabalık oldukça eğleniyor gibi gözükse de bizim pek hoşumuza gitmiyor, Patan’dan ayrılma vakti. Daha gezmeye doyamadığımız için Kathmandu'daki turist deyimiyle Monkey Temple, yani  Swayambhunat'a gitmek üzere yola çıkıyoruz. 

Swayambhu "kendi kendine oluşan" anlamına geliyor ve heryerde olduğu gibi burası için de anlatılan efsaneler mevcut. Efsane bu ya, burası yılanların istila ettiği bir göl iken, gölün yüzeyinde bir nilüfer çiçeği peydah oluyor. Bilgi tanrısı Manjushri kılıcıyla gölü çevreleyen dağlardan birini kesiyor; gölün suyu boşalarak Katmandu Vadisi oluşuyor. Daha önce gölün yüzeyinde duran nilüfer çiçeği suyun çekilmesi ile bir tepeye oturuyor, ve oturduğu yerde bu stupa meydana geliyor.

Bir başka efsane biraz daha enteresan. Gene bir gün Manjushri kılıcıyla saçını kesip, vadiye gömüyor, gömdüğü yerlerden ağaçlar çıkarken, Tanrının bitleri de maymunlara dönüşüyor. 

DSCF3324x

Burası, Tibet'in 1959 yılında Çin tarafından işgal edilmesi sonrası birçok Tibetli'ye ev sahipliği yapmış, tüm Katmandu Vadisi’ne hakim bir tepede konuşlanmış oldukça büyük bir stupa. 100’er rupi’ye girdikten sonra uzun merdivenleri çıkıp Buda'nın mavi gözlerine kavuşabiliyorsunuz. Buraya boşuna maymun tapınağı denilmemiş. Yavrularını kucaklayan, uyuşuk köpekciklere sataşan onlarca maymun sizinle birlikte tapınakta dolaşıyorlar.

DSCF2519x

Daha önce maymunlara dokunulmaması ve yemek verilmemesi hususunda defalarca uyarıldığımız için hiç muhattap olmasak da bize elbette değişik geliyor ve kaçamak gözlerle de olsa maymunları arada izliyor çaktırmadan fotoğraflarını çekiyoruz.  

DSCF3235x

Budistlerin “stupa” dedikleri bu tapınaklar genelde beyaz ve altın renklerinden oluşuyor. Büyük  kubbe kadın rahmini ve yaratılmayı simgeliyor. Kubbenin hemen üstünde 4 yöne bakan Buda'nın mavi gözleri (bilgelik gözleri de deniliyor) Buda’nın her şeyi bilmesini (omniscience) sembolize ediyor. Kaşlarının ortasındaki üçüncü göz ise yine Buda’nın bilgelik ve farkındalığına gönderme yapıyor. Nepal alfabesinde “1” için kullanılan karaktere benzeyen burnu ise birliği işaret ediyor. Bunların üzerinde de Buda'nın nirvanaya ulaşmasını simgeleyen 13 katlı bir minareyle yapı, göğe kavuşuyor. En tepedeki  şemsiye, aydınlanmaya ulaşmanın sembolü olarak görülürken kimilerine göre ise kıymetli taşlarla dolu bir hazine içeriyor.

DSCF2356x

Tapınağın çevresinde 5 elementi simgeleyen mavi (gökyüzü ve evren), sarı (toprak), yeşil (su), kırmızı (ateş) ve beyaz (hava) bayraklar yapının tepesinde buluşuyorlar. Çevresinde ise içlerinde “mantra”lar yazılı olan Budizm dönergeçleri bulunuyor. Budistler burayı saat yönünde tavaf ederek ve dönergeçleri saat yönünde çevirerek ibadetlerini gerçekleştiriyorlar. Tapınağın çevresindeki onlarca dükkandan gelen ünlü budist mantrası "om mani padme hum" ilahisi ile ortam daha da etkileyici gözüküyor.

DSCF3286x

Tapınağın çevresinde bir müze ve Hindular için de önem arz eden tanrıların tapınakları bulunuyor. Gezerken ilginç bulduğumuz, fotoğraf çekmenin yasak olduğu ve hasta çocukların iyileşmesi için yapılan Harati Mandir oluyor. Burası çiçek hastalığının Tanrıçasının tapınağı imiş. Karısı çiçekten ölen bir kral tarafından yaptırılmış. Burada biraz oyalanıp, basamakların tepesinde bronzdan yapılmış dev bir “vajra” görüyoruz. Vajra, hem Budizm hem de Hinduizm için önemli bir sembol. Yıldırım ya da elmas manasına gelip, "her tür engeli aşan, yıkılmaz, yok edilemez bir öz" olarak anlamlandırılıyormuş. Vajranın üstünde Tibet zodyakında (burçlar) yer alan 12 hayvan yer alıyor. Tam yanında genelde birlikte kullanıldığı bronzdan dev bir çan da var. Sembolik olarak vajra metodu, çan ise bilgeliği temsil ediyormuş. 

DSCF3180x

Sonra Tibetli budistlerin, bağış yapanların diledikleri  adaklara istinaden yakılan mumların yanında adaklarının gerçekleşmesi için hep bir ağızdan söyledikleri ilahileri dinliyoruz. 

DSCF2345x

Çok acıktık, gezimizi sonlandırıp Thamel'in yolunu tutuyoruz, yaklaşık 40 dakikalık bir yürüyüş sonrasında Thamel'de dolanırkan gözümüze "Turkish Tea" diye yanıp sönen bir ışık takılıyor. Hayır hayal görmüyoruz ve akabinde kendimizi Anatolia isimli Türk restoranında buluyoruz. Sahiplerinin Türk olduğunu ancak restoranda bulunmadıklarını öğrendikten sonra, kıymalı pide, urfa kebap ve ayranlarımızı sipariş edip öncesinde cam bardaktaki çayımızı (maalesef ince belli değil) içmek istiyoruz. Tatminkar bir ziyafetten sonra yapmayı düşündüğümüz trekking programı için seyahat acenteleri ile görüşerek bir günü daha bitiriyoruz.

23.10.2014  (Katmandu)

Sabah ikimiz de şifayı kapmış şekilde uyanıyoruz. Bugünkü programımızda Boudha ve Pashupatinath'ı görmek var, ama mümkün değil, yerimizden bile kalkacak halimiz yok. Nasıl olur da ikimizi de aynı anda bu kadar halsiz düşürecek bir mikrop buluruz anlamasak da bugünü dinlenmeye ayırıyoruz. Özenle yaptığımız ilaç çantamızdan aynı özenle çıkardığımız Thera-flu’ları içip, halsizliğimize halsizlik katmak üzere biraz  dinlenmeye çekiliyoruz.

Akşama doğru bayram münasebeti ile gelen coşkun seslere daha fazla dayanamıyor, dışarı çıkmaya karar veriyoruz. Hem yemek de yemeliyiz. Önce,  uzun zamandır almayı ertelediğimiz, çaysızlığımıza çare olacak su ısıtıcısını almak için gözümüze kestirdiğimiz süpermarkete giriyoruz. Markette yok yok, ama daha ilginç bulduğumuz bir şey var. İçeride bizim bile adını daha önce hiç duymadığımız o kadar çok Türk ürünü bulunuyor ki! Makarnalar, şokellalar, pudingler, kağıt mendiller, şekerlemeler, hazır çorbalar… Algıda seçicilik mi bilemiyoruz ama Nepal'de bir süparmarkette bu kadar Türk ürünü bulmak bizi şaşırtıyor. Daha fazla hedeften şaşmayıp, ısıtıcımızı buluyoruz. Yaşasın artık odamızda çay ve kahve (ya da bu durumda Tylol-hot) yapabileceğiz! Bu kadar  çay ve kahvekolik olup da nasıl Türkiye'deki dandik ama o derece hafif plastik ısıtıcılardan almadık diye hayıflanıyoruz. Sonrasında yemek için Thamel'deki “moma”cılardan birine giriyoruz. En sevdiği yemek mantı olan Çağla için “moma” adeta bir ziyafet oluyor. Ancak şuna nasıl oluyor da sarımsaklı yoğurt ve tereyağlı kırmızı biber katmayı akıl edemezler diye diye tabağı silip süpürüyoruz, ne de olsa hastayız enerjiye ihtiyacımız var.

Thamel sokakları çok renkli. Herkes dükkanının önüne renkli toz boyalarla “rangoli”ler yapmış, mumlar yanıyor. 

 DSCF3832x

İnsanlar coşku ile bayramlarını kutluyorlar. Biz ise yeteri kadar çay ve kağıt mendil alıp hostelimizin yolunu tutuyoruz.

DSCF2856x

24.10.2014  (Katmandu)

Sabah nispeten şifa bulmuş şekilde kalkıp, kahvaltımızı ediyoruz. Küçük bir plan değişikliği ile bugünü sabahtan Bhaktapur, öğleden sonrayı ise Pashupatinath ve Boudha'ya ayırıyoruz. Bugün yerel halkın kullandığı otobüslerle gitmeye karar verip, halk pazarlarını geçip, durağa varıyoruz. Bilet adam başı 50 rupi. Yaklaşık 45 dakikalık bir yol sonrasında Bhaktapur'dayız.

Bhaktapur (Khwopa) tarihi 8. yüzyıla dayanan, 12. ve 15. yüzyıllarda Nepal'in başkentliğini de yapmış, şu anda da UNESCO dünya mirası listesine girmiş küçük bir kasaba. Bilet almadan içeri girilemiyor, biz de biletleri almak için gayri ihtiyari gişeye yaklaşıyoruz. Giriş bileti tam tamına kişi başı 1500'er rupi. Bu parayla şehrin temizliği ve bakımı yapılmakta imiş. Ne temizlikmiş, nasıl bir bakımmış diye isyan etsek de yapacak birşey yok, bu saatten sonra geri dönecek değiliz. Evlat acısı gibi yüreklerimize yerleşen bu tatlı anıyı da ardımızda bırakarak giriyoruz içeriye. Üçüncü ve son Durbar Meydanı ile başlıyoruz gezimize. 

İçeride birçok Hindu tapınağı bulunuyor. Bunların bir kısmı daha önce gördüğümüz “pagoda”lara benzese de, benzemeyenleri de var. Öğreniyoruz ki bazı tapınaklar büyük depremlerden sonra yıkılıp, onarılmışlar.  Kimi güney, kimi kuzey Hindistan, kimisi de Nepal mimarisinden etkilenmiş sıra sıra tapınakları seyre koyuluyoruz. Gerçekten büyüleyici gözüküyorlar. İlk dikkatimizi çeken süslü Altın Kapı (Golden Gate) oluyor.

DSCF3766x

Tam yanında 55 işlemeli tahta pencereye sahip çok güzel bir saray konuşlanmış (Panchapanna Jhyale Durbar). Karşısında ise  Kuzey Hindistan ve Çin mimarisinden esintiler taşıyan, önünde fil ve aslan figürleri bulunan çok güzel bir tapınak dikkatimizi çekiyor (Batsala Durga) . Bu tapınağın tam önünde, yanında ve karşısında olmak üzere 3 tane çan bulunuyor. Karşısındaki çanın saat olarak, yanındaki dev boyutlardakinin (Taleju çanı) tehlike anında çalındığını öğreniyoruz. Tam önündeki görece küçük çan ise geçmiş dönemde bir tehlike olduğunda çalınan, çalınınca şehirdeki tüm köpekleri meydana toplayarak havlamalarına yol açan “barking bell” yani “havlayan çan”. Bir nevi organik alarm yani.

DSCF3737x

Ayrıca Pashupatinath'da bir benzeri bulunan kamasutra desenleri ile bezeli 24 figürden oluşan, 1’den 23’e kadar sevişen figürleri takip eden son figürde çocuk doğuran bir kadının yer aldığı, Bhaktapur'daki en eski  tapınaklardan biri olan Yachheswor Mahadev Tapınağı dikkatimizi çekiyor.

DSCF3708x

Aralarda halkın su kaynağı olarak kullandığı "Jarahns" denilen su tanklarını da görüyoruz. Bu arada tapınakların giriş merdiveleri boyunca aşağıdan yukarıya çiftler halinde dizili muhafız heykellerin, kapıya yaklaştıkça güçlerinin 10’ar kat arttığını öğreniyoruz. Örneğin en altta bir çift güreşçi, onların üstünde bir çift fil, ve en son kapının girişinde bir çift aslan gibi.

DSCF3743x

İkinci durağımız, Taumadhi Meydanı. Burada da birçok tapınak bulunuyor. Farklı olan ise bayram olduğu için meydana normalde olmayan bir pazar kurulmuş olması. Ortalık gerçekten çok renkli. Kalabalık dışında ilk dikkat çeken Nepal’in en yüksek tapınaklarından birinin burada yer alması oluyor. En yükseğe tırmanıp insanları izliyoruz.

DSCF3612x

Sırada Çömlekçiler Meydanı var.

DSCF2558x

Kap, çanak, mumluk, kandil, kumbara gibi değişik eşyaların çamurla şekil verilerek nasıl yapıldığını görebiliyorsunuz.

DSCF3397x

Son olarak Dattatraya Meydanı’nı da gezip çevredeki birçok dükkan ve restorana adını da vermiş tavuskuşu motifli 200 yıllık oyma pencereyi görüp, meydandaki restoranların birinde Bhaktapur’a has "Juju Dhau" dedikleri şekerli yoğurtlarını  tadmak için oturuyoruz.

DSCF3418xAslında hastalığımız henüz tam anlamıyla geçmedi, ortaya bir de şifalı masala çayı söyleyip kalabalığı izlemeye devam ediyoruz.

DSCF3532x

Bhaktapur çok hoşumuza gidiyor, girişine de 15’er Amerikan Doları vermemizden haraketle öğleden sonra görmeyi planladığımız diğer yerleri yarına bırakıp, Bhaktapur’un tadını çıkarmaya karar veriyoruz.

DSCF2699x

Işık, sokaklar, insanlar ve ortam bizi uzunca bir fotoğraf çekimi seremonisine itiyor.

DSCF3577x

Hava yavaş yavaş kararmaya başladığında ortaya birden ellerinde gümüş tepsiler, tepsilerin içinde de çiçekler, mumlar olan makyajlı, süslü kıyafetli kızlar ya da genç erkek çocuklar çıkıyor. Çocuklar dükkanların önünde dans edip, şarkılar söyleyip, harçlık topluyorlar. Kimileri işi çok ciddiye alıp özel kıyafet diktirmiş, koreografi eşliğinde dans ediyor.

DSCF3804x

Bu arada insanlar, ev ya da dükkanların önünü bir kabın içine koydukları çamurlu suyla silip, bunların üstüne  renkli tozlarla “rangoli” denilen şekilleri yapmaya başlamışlar bile.

DSCF2818x

Tihar'ın 4. günü çok renkli geçeceğe benziyor ve biz otobüsümüze atlayıp Thamel'e gidiyoruz.

DSCF3681x

Thamel'e ulaştığımızda her yerin süslendiğini, kapıların önünde benzer “rangoli”lerin yapıldığını, neredeyse gördüğümüz her dükkanın içinde mumlar yakıldığına şahit oluyoruz. Herkes çok süslü. Bugün Thamel'de  daha çok yerel halk var sanki. Danslar, müzikler, herkes rengarenk.

DSCF2865x

Biz de balkonlu bir restorana oturup hem onların bayramını izliyor, hem de Nepal “thali”si ile midemize bayram yaşatıyoruz. Geceyi gürültülü sokaklarda zor da olsa bitirip, hostelimize dinlenmeye çekiliyoruz.

25. 10. 2014  (Katmandu)

Sabah kahvaltımızı edip nihayet Boudha ve Pashupatinath'ın yolunu tutuyoruz. İlk durak dünyanın en büyük “stupa”larından birini görmek üzere Boudha.

DSCF2917x

İçeri girer girmez mavi gözler gene bizi karşılıyor. Tahmin de edilebileceği gibi burada çok fazla Tibetli Budist insanla karşılaşıyoruz. Geleneksel bordo kıyafetleri ve kazıttıkları saçlarıyla sanki farklı bir alemdeler.

DSCF3976xx

Saat yönünde birkaç tur atıp kalabalığa karışıyoruz. “Stupa”nın çevresinde birçok dükkan ve restoran bulunuyor. Yine çevresinde yer alan Budist tapınaklarında insanlar dua ediyorlar.

DSCF3884x

Burada diğer “stupa”lardan farklı olarak kubbeye çıkılabiliniyor.

DSCF3925x

Biz de kubbede biraz oyalandıktan sonra Pashupatinath için yürümeye karar veriyoruz. Pashupatinath, ölü Hindular'ın Bagmati nehri kenarında yakıldıkları kutsal bir yer. İçinde tapınakların da bulunduğu Pashupatinath; gerek ölen insanların yakılması, gerek ghat denilen basamaklarla kutsal nehirden ayrılması, gerekse de yapılan Ganga Aarti benzeri seremonisi ile Varanasi'nin küçük bir Nepal versiyonu. Ara yollar, dar sokaklar, fakir mahallelerden geçtikten sonra görmeye başladığımız “sadu”lardan anladığımız kadarıyla yaklaşmak üzereyiz. Uzun merdivenli bir yoldan onlarca maymun ile birlikte geçerken birden birkaç maymun tıslayarak Çağla'nın üzerine hamle yapıyor. Sonradan öğreniyoruz ki bu maymunlarla göz göze gelmek, elinde yemekle ya da fotoğraf makinesi açık bir şekilde yanlarından geçmek onları sinirlendirebiliyormuş.  

DSCF3086x

Çağla'nın boynunda asılı makine hayvanları sinirlendirmiş olmalı ki üstüne atlayan maymunlardan elindeki torbaları maymunların üstüne sallamak suretiyle kurtulmayı başarıyor. Ancak ne yazık ki bir diğer sinirli maymun grubu sadece birkaç metre önümüzdeki 5-6 yaşlarındaki bir çocuğa saldırarak, onu poposundan ısırıyor. İnsanlar ayakkabılarını fırlatarak çocuğu kurtarmayı başarıyorlar. Biz de arkamıza bakmadan yolumuzu değiştirip olayın şokunu atlatmaya çalışıyoruz.

Pashupatinath'daki tapınaklara Hindu olmayanlar giremiyor. Bahçesine ise  bilet alarak girebilmek mümkün. Biz de dolaşırken göz göze geldiğimiz bir turiste içerisinin nasıl olduğunu soruyoruz. Anlıyoruz ki bu güleryüzlü adam bir Türk. İlk Türkle karşılaşma anımız onun için de çok coşkulu karşılanıyor. Kenan isimli arkadaşımız Almanya'da yaşıyormuş, kendine yaklaşık 10 günlük rehberli bir program yapmış, ayaküstü biraz muhabbetten sonra ayrılıyoruz.

“Ghat”ların olduğu bölgeye girmek için 1000’er rupi istiyor görevliler. Nasıl olsa Varanasi’de gördük bir daha girmeyelim diye geri dönerken Nepalli birisi bize etrafı gezdirebileceğini ve para vermeden “Ghat”lara giden yolu gösterebileceğini söyleyerek peşine takıyor. Önce bir huzurevi, sonra Shiva’ya adanmış bir tapınağı gezdirdikten sonra bir tepeye çıkartıp kremasyon işleminin yapıldığı alanı gösteriyor.

DSCF4045xx

O kadar zor ve uzak görülüyor ki başka bir yoldan gidilip gidilmeyeceğini soruyoruz. Bize işaret ettiği orman yolundan gitmeyi gözümüz yemiyor. 200 rupi verdiğimiz adam yanımızdan ayrıldıktan sonra nasıl olduğunu pek de anlamadan kendimizi içerde buluyoruz. Tam da o sırada dini törenlerinin başlamak üzere olduğunu farkediyoruz. Nehrin karşı kıyısında kendimize bir yer bulup izlemeye başlıyoruz.

DSCF3114x  

“Brahmin”ler yerlerini almış, ilahiler eşliğinde ellerindeki kutsal mum ve  dumanlarla kararan havayı aydınlatan seremonilerine başlıyorlar. Varanasi'den çok daha az, ama oldukça coşkulu bir kalabalık var, etkilenmemek mümkün değil. Seremoninin bitimine doğru ölülerin yakıldığı bölüme geçiyoruz.

DSCF3156x

Burada Varanasi'den farklı olarak çok daha büyük bir alanda, daha az törensel ritüelle, sıra sıra ateşler üzerinde bedenler yakılıyor. Bir de çok olmasa da ağlayan ve bağıran kadınların bu bölgeye girebilmesi ve fotoğraf çekimi konusunda hassas davranılmaması dikkatimizi çekiyor.

DSCF4087x

Pashupatinath'dan çıktığımızda kendimizi oldukça etkilenmiş, yorgun ve kirli hissediyoruz. Hemen taksiye atlayıp gitmek var, ama ortalıkta ne taksi, ne otobüs ne de Nepalli dışında bir yabancı görünmüyor. Ana caddeye çıkmak için epey yürüyoruz. Kalabalık ve sanırım hayatımızda gördüğümüz trafik ışıksız en karmaşık yollardan birinden çok zor da olsa bir taksi buluyor, Thamel'de son gecemizi geçirmeye gidiyoruz.

Günlerdir Çağla'nın gözüne kestirdiği bir İtalyan restoranına gidip, önden bir yorgunluk birası sonrası makarnalarımızı bir güzel yiyip, daha önce almayı planladığımız birkaç kıyafeti aldıktan sonra Thamel'e veda ediyoruz.

Ertesi gün sabah 7'de Pokhara'ya yerel bir orobüsle yaklaşık 8 saat sürecek bir yolculuğumuz olduğundan erken yatmaya karar veriyoruz. Terasta Alman bir kızla muhabbet eden Cenk odaya döndüğünde ise tatlı bir şok yaşıyor. Hırsızlardan korumak için bilgisayarına taktığı kilitli zincirin kilidi bozulduğu için bilgisayarını zincirden kurtaramıyor. Tüm gece elimizdeki tüm keskin aletleri kullanarak zinciri koparmaya çalışıyoruz. Malum bu işi sabaha bırakacak lüksümüz yok. Sonuç olarak bilgisayara takılı kalmış ucu kesik bir zincirli kilit, eğrilmiş bükülmüş kullanılmaz olmuş bir kaç keskin alet, ağrıyan parmaklar ve yorgun bedenler ama gülen yüzlerle kalan bir kaç saati dinlenerek geçirmeye bakıyoruz.

 

 

Devamı (Pokhara) için tıklayınız