Pokhara

 

POKHARA

DSCF4204x

26.10.2014  (Katmandu -> Pokhara)

Sabah erkenden kalkıp, yollara koyulmadan önce kahvaltımızdan ödün veremememiz, yollarda yiyecek bir şey bulamama korkusundan olsa gerek. Bu nedenle uyanış saatimizi daha da erkene çekip saat 6 olmadan ayaktayız. Otobüs terminaline gidip yerel halkın da kullandığı otobüsümüzdeki yerimizi alıyoruz.  Biletler kişi başı 700 rupi. Galiba hayatımızda ilk defa koltuk aralarına konulmuş vantilatörlerle serinletilen ve pencereleri açılabilen bir şehirlerarası otobüse biniyoruz. Daha önce bu yolculuğu yapanlardan yolun bozuk olduğunu duymuş ve yolculuğun çok zorlu geçeceği tüyosunu almştık. Çağla şişme yastığını şişirip uyuklamaya başlıyor bile.

DSCF4096x

Geçtiğimiz yollarda en uzunu yarım saat ve yemekli olan 3 mola veriliyor. Güzel manzaralı yolun nasıl geçtiğini anlamadan 7 saat geçiyor ve Pokhara'ya öngördüğümüzden daha az çileli bir şekilde ulaşıyoruz.

Pokhara, Phewa (Fewa) gölünün çevresinde konuşlanmış, özelikle trekking ve dağcılık sporları ile ilgilenen insanlar için Annapurna zirvesi’ne yakın konumu sebebiyle genelde buraya gelenler tarafından ilk durak olarak kullanılan küçük ve sevimli bir yer. Göl kenarında olması hasebiyle daha çok bir sayfiye yeri konumunda, dingin ve sakin. Dağcılık ya da trekking gibi dağ sporlarının yanı sıra, yamaç paraşütü, bungee jumping, zipping denen dağdan kayarak inme gibi alternatif aksiyonlarla, çok parası olan maceraperestler için güzel dağ manzaralarını daha yakından görecek şekilde pırpırlı uçaklarla Himalayalar’ı gezme gibi gayet adrenerjik atraksiyonları da yapmak mümkün olabiliyor. Göl kenarında konumlanmış aynı Katmandu'dakine benzer şekilde outdoor (birazcık daha pahalı olabiliyormuş) ve hediyelik eşya dükkanları ile dolu. 

Otobüsten iner inmez bir taksiyle pazarlığa tutuşuyor ve kalacağımız otele ulaşıyoruz (Sampada Inn günlük kişi başı 10$). Otelimiz merkeze yakın ve klasik Nepal mimarisi olan kırmızı tuğladan yapılmış temiz ve sevimli; çalışanları son derece güleryüzlü. Çantalarımızı odaya koyup göl kenarını gezmeye koyuluyoruz. Birçok hediyelik eşya dükkanı, kitapçı, restoran ve kafe buluyoruz. Bir İtalyan restoranında pizzamızı yiyip, buranın en ünlü kulubü Busy Bee'ye gitmeye karar veriyoruz. Çok canlı ve sıcak bir ortama sahip bu açık hava barında bir yandan canlı müzik yapan ve eğlenceli rock şarkıları çalan bir grupla eğlenenler, diğer yandan, dev ekrandan futbol ve kriket müsabakalarını büyük bir coşkuyla seyredenler; üst katta yemek yiyenler, alt katta bilardo oynayıp, muhabbet edenler var. Yanımıza 2 Katmandu’lu genç oturuyor. Buraya birkaç günlüğüne kafa dinlemeye gelmişler. Budizm ve Hinduizm ile ilgili konuşmaya başlıyoruz. Arkadaşlar Budist oldukları için birçok sorumuzun cevabı onlarda. Gece güzel bir muhabbet ile sonlanıyor ve biz otelimizin yolunu tutuyoruz.

27.10.2014  (Pokhara)

Sabah erkenden kalkıp, oteldeki oldukça tatminkar ilk kahvaltımızı yapıp göl kenarındaki seyahat acentelerini gezmeye başlıyoruz. Amacımız, Annapurna dağı eteklerinde kısa da olsa bir trekking turuna katılmak. Ayrıca artık Hindistan'a geri dönme programımızı da yapmaya başlamamız gerekiyor. Nepal'de görmek istediğimiz bir yer daha kalıyor; Chitwan. Hemen yakınında safariye çıkılabilinen bir ulusal parka sahip bu kasabaya gitmek için oldukça hevesli sayılırız. Sonunda bir kaç saatlik bir mesaiden sonra otelimize yakın, güvenilir bir yere benzeyen “Adam Tours and Travels”da kabaca şöyle bir programda karar kılıyoruz:

4 günlük Anapurna trekkingi (nispeten kolay bir rota olan Poon Hill'i seçiyoruz, daha 1 hafta önce yükseklerde beklenmedik bir şekilde yağan kar sebebiyle 30'a yakın dağcı hayatını kaybetmiş, şu an halen kurtarma çalışmaları devam etmekteymiş), trekking sonrası 1 gün daha Pokhara'da kalma, ertesi gün sırt çantalarımızı otobüsle Chitwan’a gönderip yolun bir kısmında rafting yaparak Chitwan'a gitme, Chitwan’da toplam 3 gün sürecek kültürel tur, Ulusal Park'ın içindeki Rapati nehrinde kano ile gezinti, ormanda vahşi hayvanları görme vaadi olan bir fil safarisi (biraz şans işiymiş) ve değişik kuş türlerini görebileceğimiz kuş gözlem evini ziyaret gibi atraksiyonlara katılma.

Sonrasında Hindistan ile Nepal sınır bölgesi Sunauli'ye gidip, kara sınırı üzerinden Gorakhpur'daki büyük tren istasyonuna ulaşıp Hindistan'da kaldığımız yerden devam etmek niyetindeyiz. Bu arada trekkinge gitmeden Pokhara için de bir günlük bir kültür programı almayı ihmal etmiyoruz. Kulağa biraz zorlu gelse de heyecanlı ve eğlenceli geçeceğine inandığımız programımızı nihayet tamamlamak bizi çok rahatlatıyor. Göl kenarına giderek bir kayık kiralamak üzere acenteden ayrılıyoruz.

 DSCF3178x

Phewa gölünün kenarına ulaştığımızdaki manzara gerçekten görülmeye değer. Gölü çevreleyen dağların yansıması gölün üstüne vurmuş, üstünde rengarenk kayıklar, kıyısında yürüyüş yolları, sokak satıcıları ve kafeleri ile sevimli bir sayfiye yeri Pokhara.

DSCF4133x

Biz de 1 saatlik olarak 350 rupimizi vererek göle açılıyoruz. Kürekçi abilere 50 rupi daha fazla vererek kürek çekmekten de kurtulabilirsiniz. Ancak Cenk'in kürek çekmek konusundaki coşkun tavrı karşısında sadece ikimiziz. Kürek burada farklı bir tarzda çekiliyor. Tek kişi çekecekse iki küreği birden aynı anda kullanması mümkün değil; önce sağdan, sonra soldan üçer kez… Manzaranın tadını çıkararak, yavaş yavaş 1 saatimizi geçiriyoruz. Hatta bir 15 dakika da keyfimizi uzatıyoruz. Karaya çıktığımızda kayığın sahibi 2 saatlik para istiyor da istiyor. Aslan Cenk adama papuç bırakmayarak adına yakışır cengaverlikle adamla savaşıp, sadece fazladan bindiğimiz 15dakikanın parasını ödeyip çirkef kayıkçıya papuç bırakmıyor. 

DSCF4165x

Kayık sefasından sonra sahildeki kafelerden birinde alıyoruz soluğu. Güzel bir Nepal “thali”si ile Moğol “biryani”si söylüyoruz. Nepal biralarımız da bize eşlik ediyor elbette. Sonrası tam bir kıyamet. Ansızın öyle bir yağmur patlıyor ki, açık havadan çardağımsı bir yere sığınıyoruz, yaklaşık yarım saat burnumuzu bile çıkarmadan yağmurun keyfini çıkarıyoruz. Sonra koşa koşa otelimize giderek, yağmur seyri keyfine bir süre de odamızda devam ediyoruz. Erken yatmalı çünkü ertesi sabah saat 5 'te günlük Pokhara programımız dahilinde Sarangkot'da gün doğumunu seyretmek üzere şoförle buluşmamız gerekiyor. Yağmur sesi günün yorgunluğu ile bir süre sonra duyulmaz oluyor. 

28.10.2014  (Pokhara)

Sabah 4.30'da biraz da söylenerek kalkmayı başarıyoruz. "Romantik serseriler gibi gecenin bir yarısı kalkıp güneşin doğuşunu izlemek de nereden çıktı, hem batışı da gayet güzel olabilirdi" serzenişleri ile tam 5'te otelimizin önüne gelmiş olan şoförle buluşuyoruz. Yaklaşık yarım saat süren, dar ve kalabalık yoldan geçip meşhur Sarangkot tepesine varıyoruz. Burası aynı zamanda paragliding de yapılan, Pokhara’ya hakim bir tepe. Hava oldukça soğuk, Çağla polarını almayı unutmuş, çok üşüyor. O anda 100 rupi karşılığında sıcak çay servisinin yapıldığı, oturma yerlerinin de olduğu bir başka alan gözümüze çarpıyor. Sabahın köründe, buz gibi soğukta, muazzam bir manzaraya karşı sıcak çay servisi ve sandalyenin bir Türk için neler ifade edebileceğini anlamak çok zor olmasa gerek. 100 rupi de neymiş diyerek alıyoruz yerimizi sıcak çayımızla.

DSCF4191x

Hava yavaş yavaş aydınlanmaya başlarken etraf da kalabalıklaşıyor. Sağımızda minicik kalan Phewa gölü, karşıdaki tepelerin ardında üstüne sis çökmüş minik köyler ve solda tüm heybetiyle Machhapuchchhre dağı (Nepalce’de Fish tail – Balık kuyruğu anlamına geliyormuş).

DSCF3376x     

Machhapuchchhre şaşırtıcı olmayarak Tanrıları Shiva için kutsal kabul edilip, en son 1957 yılında teşebbüs edilen bir tırmanış deneyimi başarısızlıkla sonuçlandıktan sonra tırmanışlarına kısıtlama getirilmiş, hatta en tepesine bu sebeble Virgin Peak (bakir zirve) ismi konulmuş bir dağ.

DSCF3400x

Güneşin doğuşu daha gözle görülür olmadan dağa vuran tatlı ışık huzmesi bizle birlikte bekleyen turistlerde yoğun bir tezahürata sebep oluyor.

DSCF3408x

Güneş yüzünü tamamen göstermeye başkadığında ise görülen manzara gerçekten nefes kesici.

DSCF3406x

Bir süre fotoğraf çektikten ve manzaranın tadını çıkardıktan sonra otelimize dönüp 2 saat kadar dinleniyor, kahvaltımızı yapıyoruz.

Turumuzun ikinci yarısına güzel bir tepenin üstünde konuşlanmış "Bindabasini Temple"’dan başlıyoruz. Burası da Tanrıçaları Durga'ya adanmış. Biz geldiğimizde ellerinde kurban ettikleri hindistan cevizlerini çiçeklerle süslü yaprak tabaklarda Durga'ya sunmak üzere bekleyen insanlar uzunca bir sıra oluşturmuşlardı.

DSCF4221x

Vejeteryan olmayanlar ise sadece Salı ve Cumartesi günleri hemen tapınağın alt tarafındaki bir alanda tavuk ve horoz gibi kanatlı hayvanları kurban edip, kanlarını yaprak bir tabakta un benzeri bir şeyle karıp bir kısmını alınlarına sürdükten sonra hayvanın kesilen başını tabağa koyup Tanrıça Durga'ya sunuyorlar. Hayvanın kalanını ise yemek ve yakınlarına dağıtmak üzere yanlarında götürüyorlar. Biz oradayken kurban edilen bir horoz sonrası yapılan seremoniye şahit oluyoruz.

DSCF4246x

Tapınağın önünde sağlık, para ve yolculuk için 3 çan bulunuyor. Bu çanları sağ elle tutup sırayla çalmak öylesine popüler ki, sürekli çan sesleri duyuluyor.

DSCF4237x      

Tanrıça Durga dışında önündeki simgesi boğa heykelinden anladığımız Tanrı Shiva, simgesi fare olan Tanrı Ganesh ve maymun Tanrı Hanuman'ın da tapınakları mevcut. Burada da Hindistan'dakine benzer şekilde, Nepalli gençlerin ricaları üzerine beraber fotoğraf çektiriyoruz.

Sırada Regional Museum (Yöresel  Müze) var, ancak Salı günleri kapalı olduğunu üzülerek öğrenip, rotamızı rehber kitaplarda doğa tarihi müzesi olarak geçen Prithvi Narayan Üniversitesi’ndeki "Butterfly Museum (Kelebek Müzesi)'a çeviriyoruz. Neyse ki giriş ücretsiz, çünkü burada sergilenenler sanki öğrencilerin ödevleri gibi geliyor bize.  Burada yer alan kelebek kolleksiyonun yanı sıra amatörce doldurulmuş hayvanlar da ilgi çekici.  

DSCF4305x

Bu küçük müzeyi gezip Seti River (Beyaz Nehir)'a yollanıyoruz. Burası Himalayalar'dan gelen buz gibi, bembeyaz sulardan ötürü bu adı almış. Nehrin onlarca metre üzerinden nehri dik kesen kanallarda akan sulardan elektrik üretiliyormuş.

DSCF3435x

Daha sonra gittiğimiz Gupteshwor Mahadew Gupha adındaki mağaraya giriş ücreti 100’er rupi. Mağaraya silindirik bir boşluğun duvarlarına örülmüş merdivenlerden iniliyor. Mağaranın girişinde bir inek heykeli, sonrasında fotoğraf çekmenin kesinlikle yasak olduğu bir tapınak karşılıyor sizi. Bu mağara Lord Shiva'nın bir reenkarnasyonu olan Shankar'a adandığı için kutsal bir tarafı da bulunuyor. Aralarda kafanıza şıp şıp suların damladığı, başınızı çarpmamak ve kaymamak için yoğun bir çaba sarfetmenizin gerektiği, duvardaki ampullerle aydınlatılmış yol; sizi mağaranın derinliklerine götürüyor. En aşağıya indiğimizde bir yarıktan akan çağlayan gözüküyor.

DSCF3487x

Şehrin göbeğinde içinde kutsal inek ve “lingam”lı bir tapınağın bulunduğu bu yer altı mağarası bizi fazlasıyla şaşırtıyor.

DSCF3469x

Nemli havasına dayanabildiğimiz kadar fotoğraf çekip, yukarıya tırmanmaya başlıyoruz. Çok yakınındaki ünlü turist destinasyonu "Devi's fall"a 30’ar rupi vererek giriyoruz. Girişte 1961 yılında buraya kocasıyla yüzmeye gelen İsviçreli bir kadın Devi'nin buraya düşüp ölmesi sonrası bu adı aldığını yazan bir pano bulunuyor. Ancak öğrendiğimize göre "devi" Nepal’de tanrıça demekmiş ve bu hikayenin burayı daha ilginç hale getirmesi ve dikkat çekmesi için uydurmasyon olma ihtimali de varmış. Neyse umarım uydurmadır, kimse kocasıyla şelalede yüzerken ölsün istemeyiz doğrusu. Yalnız buranın güzelliği muson yağmurları döneminde ortaya çıkıyormuş. Biz tatlı talı akan mini bir çağlayan dışında pek bir şey göremedik doğrusu.

DSCF4319x

Bir de yanımıza gelen kızlı erkekli Nepalli gençlerle bol bol fotoğraf çektirip parkın tadını çıkardık.

DSCF4323x

Pokhara turumuz burada bitiyor. Biz de risk budur diyor ve tur satın aldığımız Adam'ın yolunu tutuyoruz. Amacımız, daha önceden hergün 3 öğün yemek + kalacak yer için ödediğimiz parayı geri alabilmek. Kabaca yaptığımız hesaba göre trekking bölgesinde yemek ve kalacak yer neredeyse ödediğimizin yarı fiyatı. Turizm firması hiç sorun çıkarmadan paramızı geri veriyor. Aldığımız bu risk nasıl sonuçlanacak merak ediyoruz. Bu arada trekking’e gideceğimiz dönemde Hindistan'daki  "Hüthüt (ibibik) Kasırgası"'nın burayı da yalayıp geçebileceği bilgisine ulaşıyoruz. Artık ok yaydan çıktı deyip, bu noktadan sonra 4 günde yağmur, çamur olmaması için dua etmekten başka bir şansımız yok.

29.10.2014  (Pokhara)

Bir kaç zamandır dinlenemediğimizi farkederek bugünü kendimize tatil ilan ediyoruz. Ne de olsa interneti güçlü, fiyatı makul güzel bir odamız, kitaplarımız, müziğimiz ve tabi ki canımız su ısıtıcımız var. Hem yolculuk notlarımızı toparlıyor, hem de yakınlarımızı arayıp, özlem gideriyoruz. Bugün Cumhuriyet Bayramı. O sebeble akşam methini duyduğumuz Türk restoranı Merhaba'ya gidip Türk yemekleri ile özlem gidererek bayramımızı kutlamayı planlıyoruz. Akşama kadar oyalanıp, akşam yemek için restoranın yolunu tutuyoruz. 

Pokhara'nın merkezinden kuzeye doğru yaklaşık 15 dakika kadar yürüyoruz. Yol tenhalaşmaya başlıyor. Yolun bozulmaya başlamasından hemen sonra sağda "Merhaba Restaurant"ı görüyoruz. 2 katlı, bambu ağaçlarla yapılmış sevimli bir yer. Üst kata geçerken Türkçe konuştuğumuzu farkeden Nepalli bir abi yanımıza geliyor ve “Türk müsünüz?” diye soruyor. Gelelim restoranın sahibi olduğunu öğrendiğimiz bu kişinin ilginç hikayesine.

Sunil Acharya bir Nepalli. Almanya'ya çalışmaya gidiyor ve orada Türk yemeklerine vuruluyor. Hatta menüsünün 13 numarasındaki patlıcanlı yemek onu Türk yemekleri ile tanıştıran yemekmiş. Sonra Türkiye sevdası ilerliyor ve Ankara Üniversitesi'nin bir uzaktan eğitim programıyla Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü tamamlıyor. Almanya’da pek çok Türkiyeli ile arkadaş olan Sunil Bey, çok sevdiği Coşkun adlı arkadaşı Bodrum'da bir trafik kazası sonrası vefat edince onun ismini alıyor. O gün bu gündür kendisine "Coşkun" dedirtiyormuş.

IMG_9728x

9 dil bilen Çoşkun Abi, 6 farklı dünya mutfağına da hakimmiş. Türk yemekleri yapabilen 6 aşçı yetiştirdiğini ve önümüzdeki aylarda Pokhara’nın merkezinde satın aldığı ikinci şubesini açmaya hazırlandığını paylaşıyor. Tüm bu hikayeleri ve fazlasını bize kendi elleriyle hazırladığı mükemmel bir rakı sofrasında anlatıyor. Gerçi rakı dediğimize bakmayın, aslında tadı tam rakı gibi olmasa da oldukça yakın olan, Ukrayna'dan gelen bir anason likörü içtik suyla karıştırarak. Ama önemli olan maksat değil mi? Menüde yok yok! Lahmacundan, iskendere, İzmir köfteden katmere… Laf olsun diye değil, çok geniş bir menü seçeneği sunarak işinin hakkını veriyor Coşkun abi. Zaten etraf kalabalık, insanlar da bu çabayı takdir ediyorlar belli ki. Seçmek zor da olsa beyaz peynir, patlıcan közleme, pofidik ekmeklerle birlikte bol sarımsaklı cacık ve bulgur pilavlı sac kavurmayla midemiz bayram ediyor. Kadehler şimdiden özlediğimiz Türkiye için bir kalkıp, bir iniyor. Finalde ise Nepal'in acı siyah çay yapraklarından hazırlanmış çayımızla muhabbetin dibini buluyoruz. Coşkun abi bizim gibi çaykoliklere, çaylarından hediye etmek için israr etse de çantamızda hiç boş yer ve yanımızda bir çaydanlık olmadığı için üzülerek bu teklifini reddediyor ve bir dahaki sefere diyerek son bir hatıra fotoğrafı çektirip, bize bu güzel geceyi yaşatan Coşkun Abi’nin iletişim bilgilerini de alarak, dolu mideler ve gülen yüzümüzle otelimize geri dönüyoruz.

30.10.2014  (Pokhara)

Yoğun ve yorucu trekking programımıza bir gün kala bomba gibi uyanıyoruz. Otelin bahçesinde yaptığımız kahvaltı sonrası uzun zamandır hayalini kurduğumuz blogumuz için yazılarımızı tamamlamak üzere gene odamızdayız. Çektiğimiz yüzlerce fotoğrafa bakıyor, bu zamana kadar yaptıklarımızı gözden geçiriyoruz. Zaman çok çabuk geçiyor, havanın kararmasıyla birlikte acıktığımızı fark ediyoruz. Çoktandır deneyimlemek istediğimiz “Newari” mutfağını tatmak için "Newari Kitchen" isimli restorana gidiyoruz. Ortam çok sevimli, karanlık da olsa göl manzaralı balkondaki yerimizi alıyoruz. Bir süre sonra hoşgeldinize gelen şefle Newari yemekleriyle ilgili uzun uzun sohbet etme imkanı buluyoruz. Menüdeki yöresel yemeklerinin pek çoğunu tadabileceğimiz “thali”yi sipariş ettikten sonra, hayalini kurduğumuz geleneksel yemekleriyle dolu dev tepsiyi beklemeye koyuluyoruz. O da nesi, gelen yemeklerin porsiyonu klasik  bir Fransız restoranını aratacak boyutta! Nepalde büyük thali porsiyonlarına alışan biz yemekleri tek tek tadıp, tadları biraz da damağımızda kalarak çarşıyı dolaşmak ve biraz da alışveriş yapmak üzere restorandan ayrılıyoruz.

DSCF2905x

Nepal'de birçok yerde "thangka" denilen, genelde ipek ya da pamuklu bir kumaş üzerine Budizm ya da Hinduizm ile ilgili dini temalar ya da “mandala” desenlerinin organik boyalarla ince ince işlendiği, yapması yıllar sürebilen ve tarihi çok eskilere dayananan geleneksel Nepal sanatının sergilendiği ve satıldığı galeriler bulunuyor. Özellikle mandala tarzında olanların meditasyona hazırlık için de kullanıldığını söylemek lazım. Galerilerin üst katlarında eserleri hal-i hazırda yapan thangka sanatçısı olmaya aday öğrencileri sanatlarını icra ederken izleyebiliyorsunuz. Bu eserlerin fiyatlandırılması ise yapılan işin ne kadar sürede tamamlandığı ve işi yapanın ustalık derecesine göre değişkenlik gösteriyor. Thangka'lar çok hoşumuza gitse de sırtçantalı bir seyahat için uygun olmadıklarını düşünüp bu alışverişi başka bahara bırakıyoruz.

Göl boyunca uzanan hareketli caddedeki sayısız outdoor dükkanından birine girip ertesi gün çıkacağımız trekking için gerekli olabilecek bir kaç ihtiyacımızı giderdikten sonra, programın ayrıntılarını öğrenmek üzere anlaştığımız acenteye giriyoruz. Ancak o da nesi? Acentedekiler, Annapurna'ya giriş izinleri için daha erken haber vermemiz gerektiğini, bu saatten sonra ertesi günün sabahına izinleri hazır edemeyeceklerini söylüyorlar. Biraz burulsak da yapacak bir şey yok, programımıza 1 gün sonra başlayacağız. Açıkcası Pokhara'yı çok sevdik ve halen yapacak işlerimiz de var. Biraz daha yürüyüş sonrası odamıza dönüyor ve günü bitiriyoruz.

31.10.2014  (Pokhara)

Ekim’in son gününü yarı açık yarı kapalı bir havada otel odamızdan kahvaltı ve akşam yemeği dışında hiç çıkmadan geçiriyoruz. Bir yandan fotoğraflarımızı elden geçiriyor ve düzenliyor; bir yandan da yaşadıklarımızı kaleme alıyoruz. İnternette bir site hazırlamak tahmin ettiğimizden fazla zaman ve emek gerektirse de kararlıyız! Evet, seyahate başlamamızın üzerinden 1 aya yakın zaman geçti ve biz bugün de sitemizi açabilecek olgunluğa eriştiremedik. Acelemiz olmadığı, yeterli olgunluğa gelince siteyi açmamız gerektiği konusunda anlaşıp açılışı son tarihsiz bir zamana erteliyoruz. Yarın sabah 8’de yola çıkacak şekilde hazırlanıp günümüzü noktalıyoruz.

 

 

Devamı (Poon Hill trek) için tıklayınız

 

Bir Cevap Yazın