Nha Trang

NHA TRANG

11.02.2014  (Saygon -> Nha Trang)

Uzun bir yolculuk sonrası sabah 7’de Nha Trang’a vardığımızda, ilk işimizin buradan kuzeye devam edeceğimiz otobüsün biletini almak olduğunu biliyoruz. Vietnam’da yeni yılın yaklaşıyor olması sebebi ile pek çok rotada otobüs biletleri hem çok pahalı, hem de doluluk rekorları kırıyor. Gezi planımızda olmadığı halde bilet bulduğumuz için gelmek zorunda kaldığımız Nha Trang’ta korktuğumuz başımıza geliyor ve aynı günün akşamında kuzeye giden hiçbir otobüste yer olmadığını öğrenip ertesi gün için Hoi An biletimizi alıyoruz.

Merkezi ve hesaplı otelimize yerleşip, mecburen de olsa kaldığımız bu yerin tadını çıkarmaya bakıp, sahilin yolunu tutuyoruz.. Bembeyaz kumsalın kilometrelerce uzandığı sahili, kızgın dalgalar tarafından acımasızca dövülüyor. Girilmesinin kırmızı bayraklarla yasaklandığı denizde, dalgalarla batıp çıkan tek tük turist serinliyor. Bir şeyler atıştırdıktan sonra yatıyoruz şezlonglarımıza. Turistlerin büyük çoğunluğunu dondurucu soğuklardan kaçan Ruslar oluşturuyor. Türkiye’nin Antalya’sı, Hindistan’ın Goa’sı ne ise; Vietnam’ın Nha Trang’ı da o gibi duruyor!

Bir kez girebildiğimiz denizde, dalgalardan biz de nasibimizi alıyoruz. Neyse ki macerayı kazasız belasız atlatıp, havanın serinlemeye başladığı saat 16 gibi otelimizin yolunu tutuyoruz.

Akşam yemeğimizi bir sokak lokantasında yiyip, geleneksel sahne sanatlarının başında gelen su kuklası tiyatrosuna gidiyoruz. Salonun boş olması üzücü olsa da, boşluk sayesinde gösteriyi en ön sıranın ortasından izleyebiliyoruz.

DSCF2285-001x

Vietnam su tiyatrosu 1121 yılından bu yana sergilenmekteymiş. Bu sanatın; çeltik tarlalarında çalışan köylüler tarafından eğlenmek amacıyla yapılmaya başlandığı, daha sonra ise kukla sanatçıları tarafından özellikle bayram ve festivallerde sergilenerek, geliştiği ve günümüzde çok sevilen bir gösteri olduğu biliniyor.

Maharetli ellerdeki kuklaların senkronize hareketleri bizim de hoşumuza gidiyor doğrusu.

DSCF2274-001x

Akşam 8’de tiyatrodan çıkıp sahil boyunca sıralanan lüks otellerin gölgesinde yürüyüş yapıyoruz. Dönüş yolunda akşam marketine uğrayıp birkaç ihtiyacımızı alıyor ve odamıza çekiliyoruz.

DSCF2244-001x

Yarın sabah erkenden kalkıp, tekme turuna çıkmayı planlıyoruz.

12.02.2015  (Nha Trang -> Hoi An)

Sabah erkenden kalkmayı başarmakla kalmıyor, kahvaltı edecek zamanı bile buluyoruz. Ekmek arası krem peynir ve domates salatalık ile hazırlanan sandviçlerimizi yediğimiz tezgaha yaklaşan meczup görünümlü Vietnamlı’nın ne kadar iyi İngilizce konuştuğunu görünce dayanamıyor soruyoruz. Savaşta tüm ailesini kaybettiğini, Amerikalıların yönettiği bir yetimhanede büyüdüğünü ve İngilizce’yi Amerikalılar'dan öğrendiğinden bahsediyor. Sonra da bir kahve parası istiyor. Amerikalılara karşı karmaşık duyguları olduğunu düşündüğümüz meczup, kahve parasını aldıktan sonra yanımızdan ayrılıyor.      

Nha Trang çevresindeki adaları gezdirecek teknemiz hareket ettiğinde saat 9buçuğu gösteriyor. İlk durağımız anakaraya bir hayli yakın olan Hon Mieu Adası. Adanın özelliği bölgede yaşayan deniz canlılardan oluşan bir koleksiyona sahip akvaryum barındırması.

DSCF2428-001x

Biz de tuhaf mimarisi ve terkedilmiş görüntüsü ile rahatlıkla bir korku filmine ev sahipliği yapabilecek bu mekanı gezmeye başlıyoruz.

DSCF2408-001x

Büyük kentlerdekilerle karşılaştırıldığında oldukça amatör kalan bu akvaryumda gene de alıştıklarımızdan farklı deniz canlıları görme imkanı buluyoruz.

DSCF2385-001x

Ancak  akvaryumun bazı bölümlerindeki  bakımsızlık bizi üzüyor doğrusu.

Sonraki durağımız bir başka koy oluyor. Akıntının bir hayli güçlü olduğu koyda dileyenler parlak mavi denizin tadını yüzerek çıkarırken, dileyenler ise şnorkel ile mercanları ve aralarında dolaşan rengarenk balıkları seyrederek vakit geçirebiliyor.           

Teknemiz, başka 2 tekneyle birlikte açıklarda bir yerlerde demir atıyor ve oturduğumuz banklar dev bir masaya çevriliyor, bizler de yemek yemek üzere bu dev masanın çevresine diziliyoruz.

DSCF2443-001x

Vietnam usulü pilav, karides, kalamar, tavuk, yumurta, ıspanak, çin böreği ve muzdan oluşan öğle yemeğinin ardından mürettebatın çığırtkanı şovuna başlıyor.  Özellikle bel altı espriler, yapılan ucuz şakalar, zorla şarkı söyletmeler ve kadın kılığına girip dans etmeler derken kendimizi Mehmet Ali Erbil tarzı bir eğlencede buluveriyoruz.

DSCF2448-001x

Şovun sonunda denize yüzen bir bar kuruluyor ve teknedekiler denize çağırılıyor. Denizdekilere dağıtılan şişme simitlerle yüzen bara ulaşıp,  ucuz yerli votka kokteyli içebiliyorsunuz. 

DSCF2457-001x

Teknenin kaynaşmaya yönelik bu bölümünde Ortadoğu ve Akdeniz kanı çekiyor ve tura katılan İranlı Shahrooz, Yunan İris ve İtalyan Matteo ile uzun uzadıya muhabbet etme imkanı buluyoruz.

Dördüncü ve son durağımız özel bir sahil barındıran bir başka ada oluyor. Denizin tadını çıkararak, muhabbetimizi bu adaya da taşıyoruz. Adadan ayrıldıktan yarım saat kadar sonra anakaraya varıyoruz. Otelimize dönüp eşyalarımızı alıyor, yemeğimizi yiyor ve bizi Hoi An’a götürecek otobüsümüzü beklemeye başlıyoruz. Otobüsün yine en arka sırasında yer bulabiliyoruz ve 5’i erişkin 1’i çocuk altı kişi arka sıradaki yatar koltuklarımızda kucuk kucuğa uzanıyoruz. Cenk’in yanında yatan çocuklu adamın ağır aroması  sebebiyle "babalar da kokar" öğreniyor, zor da olsa bu olayın yolculuğumuzun tadını kaçırmasına izin vermiyoruz. Sonuçta bu yeri bulabildiğimiz için çok şanslıyız!

Akşam 8 gibi otobüsümüz hareket ediyor.